GÜÇLÜ TÜRK MUTFAĞI İÇİN GÜÇLÜ TÜRKİYE

tolgahangulyiyen1453-1923.png

 

KONU BAŞLIKLARI

  • GÜÇLÜ TÜRK MUTFAĞI İÇİN GÜÇLÜ TÜRKİYE
    • Türk Mutfak Kültürünün Yeniden Dirilişinin Sembolü (19 Mayıs)
    • Güçlü Türk Mutfağı için Güçlü Türkiye Ne Demektir?

 

  • GÜÇLÜ TÜRK MUTFAĞI İÇİN EKONOMİSİYLE VE ORDUSUYLA GÜÇLÜ TÜRKİYE
    • Türk Mutfağı için Ekonomisiyle ve Ordusuyla Güçlü Türkiye Ne Demektir?

 

  • UKRAYNA’NIN KÖKLÜ BİR MUTFAK KÜLTÜRÜ OLSAYDI NELER OLABİLİRDİ?
    • Köklü Bir Kültürün Maruz Kalacağı Olası Kalıcı İşgaller, İlhaklar Nelere Neden Olabilir?
    • Belli Bölgelere Özerklik veya Bağımsızlık Verildiğinin Söylenmesi ya da Başka İsimlerle Devletlerin İlan Edilmesi, Mutfak Kültürü Açısında Ne Gibi Sonuçlar Doğurur?
    • Yerel Ürünlerle Birlikte Yemek İsimlerinin Değiştirilerek Olasılık Dahilinde Yeni Tanınan Devletlerin Resmî Dillerinin de Değiştirilmesi Ne Gibi Anlamlara Gelirdi?
    • Tüm Bu Soruların Cevaplarını İlgilendirebilecek Tüm Detaylı Alt Konular Bir Ülkenin Mutfak Kültürü Açısından Ne Gibi Sonuçlar Doğurabilir?

 

  • SIĞINMACILARIN VE DÜZENSİZ GÖÇMENLERİN TÜRK MUTFAĞINA ETKİLERİ
    • Sığınmacıların Türk Mutfağına Olumsuz Etkileri Nelerdir?
    • Düzensiz Yabancı Göçler Türk Mutfağına Gelecekte Nasıl Zararlar Verebilir?
    • Türk Mutfağının Örtülü İşgali Ne Demektir ve Bunun Anlamı Nedir?
  • TÜRK MUTFAĞININ ÖRTÜLÜ İŞGALİ ANLAMINA GELİR
    • Türk Mutfak Kültürünün Bekası için Tehditler Nelerdir?
    • Entegrasyonu Sağlanmamış Şekilde Gelecekte Aşçılık Mesleğine Yönelebilecek olan Yabancı Sığınmacılar Tarafından Yetiştirilebilecek (Kurulabilecek) olan Topluluklar
    • Eğitimsiz ve Entegrasyonu Sağlanmamış Toplulukların Türk Mutfağının Aleyhinde Çalışabilecek Organizasyonlara, Derneklere veya Federasyonlara Dönüşebilme Olasılığı

 

GİRİŞ

 

GÜÇLÜ TÜRK MUTFAĞI İÇİN GÜÇLÜ TÜRKİYE

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı`mız kutlu olsun. 19 Mayıs 1919 tarihi, Türk milletinin yeniden dirilip uyanışında çok önemli bir tarihtir. Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul’dan Bandırma vapuru ile yaptığı yolculuğun sonrasında Samsun’a ayak bastığı tarih 19 Mayıs 1919’dur. Bu tarih aynı zamanda Kurtuluş Savaşı’nın fiili başlangıç tarihi olarak da kabul edilmektedir.

Kimi kaynaklardan ve bazı kişilerin anılarından aktarıldığına göre: Atatürk’e doğum gününün sorulduğu ancak bunu açıklamasının kutlama yapılmaya kalkışılacağı için doğru olmayacağı cevabını verdiği söylenir. Yine kendisi bu cevaba ekleme yaparak 19 Mayıs’ı doğum günü olarak nitelendirmiş ve “Benim için 19 Mayıs’ta doğmuştur deyiniz.” demiş.

Ulusal egemenliğimiz için önemli bir tarih olan ve her yıl kutladığımız 23 Nisan’ı çocuklara armağan etmiş olan Atatürk, milli mücadele için diriliş, uyanış ve direniş ateşini yaktığı tarih olan 19 Mayıs’ı ise Türk gençlerine bayram olarak armağan etmiştir.

19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a attığı o adım, aynı zamanda Türk milletinin yeniden dirilişine giden yolda direniş hareketini başlatacak olan bir adımdı.

İç Anadolu’da ufak bir bölgeye hapsedilmek ve belki de sonrasında tamamen Anadolu’dan çıkartılarak sindirilmek istenilmiş olan Türk milleti, tüm olumsuzlukların üstesinden gelerek milli mücadeleyi Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasıyla kazanmasını bilmişti. İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a attığı o adım, aynı zamanda Türk milletinin tam bağımsızlığını ve egemenliğini kazandığı zafere giden yoldaki ilk adımını da simgelemektedir.

Güçsüzleştirilerek sindirilmek istenmiş olan Türk milletiyle birlikte elbette ki ulusumuzun binlerce yıla dayanan tarihi kültürel değerleriydi. Bu anlamda Türk mutfak kültürü de tamamen işgal edilip sindirilmek suretiyle yok edilmek tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Bu açıdan da değerlendirdiğimizde; Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a attığı o adım aynı zamanda Türk mutfak kültürünün, yani Türk mutfağının yeniden dirilişi yolunda atılmış olan çok önemli bir adım idi. İşte o adım, Türk milletinin yeniden dirilişini sembolize ettiği kadar; Türklerin sahip olduğu bütün tarihi-kültürel değerleriyle birlikte elbette ki Türk mutfak kültürünün de yeniden dirilişini sembolize etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk, dünyada eşi ve benzeri olmayan konularda gerek tarihimiz gerek kültürel değerlerimiz gerekse Türk mutfağı açısından çok önemli anlamlar taşıyan tarihleri çocuklara ve gençlere bayram olarak armağan etmiştir. Çocuklarımızla birlikte gençlerimiz, tarihimizdeki önemli günlerin anlamları üzerine her zaman düşünmeli ve mazisi kahramanlıklarla, tertemiz zaferlerle dolu milletimizin tarihi milli bayramlarının tam olarak neleri sembolize ettiğini bütün ayrıntılarıyla idrak ederek anlayabilmelidir. 

 

GÜÇLÜ TÜRK MUTFAĞI İÇİN GÜÇLÜ TÜRKİYE

 

Güçlü Türk Mutfağı için Güçlü Türkiye Ne Demektir?

Türk mutfağının yemeklerinin ve ürünlerinin başka ülkelere ait şekilde tanıtılıp dünyaya kabul ettirilmesi için hem yurt içinde hem de yurt dışında belli malum kesimlerin bulunduğunu biliyoruz. Etimolojisi tamamen Türkçe olan yoğurt üzerinden bile Türk mutfağına zarar veren kitap çalışmaları oluşturabilen bu kesimlerin ve bu kesimler içerisinde yer alanlarla birlikte bunlara destek veren yerli ya da yabancı lobilerin-şebekelerin her zaman farkında olunmalıdır.1

Çünkü, bu kişiler ve çalışmaları okumayan, araştırmayan insanlarımıza bile alkışlatılabilmekte hatta ve hatta bu kişiler Türk mutfağını hedef alan çalışmalarıyla sözde başarılı olarak topluma sunulabilmektedir. Ne yazık ki bunlar ‘Türk ve Türkiye’ kelimeleri kullanılarak bile yapılabilmektedir. Türk mutfağını sözde temsil ettiği söylenenlerin çalışmaları analiz edildiğinde art niyetli durumlar karşımıza çıkabilmektedir. Burada genel anlamda önemli ihmaller olabileceği gibi belli çevreleri doğrudan, bazı çevreleri ise dolaylı olarak ilgilendirebilecek bilinçli ihanetler de bulunmaktadır.

Aydın Türk gençleri kendi kültürel değerlerini mutfak sanatları alanında da muhafaza edebilmek için Türk mutfağını farklı isimlerle bölmek isteyenlerin de farkında olmak zorundadır. Ulusal mutfak sanatları kültürümüzün bütünlüğünü bir takım bölücü çalışmalarla kendilerince ayrıştırmak suretiyle bölmek isteyenlerin farkında olmak da asla yetmez. Türk gençleri, Türk mutfağına zarar vermek amacıyla yapılmaya çalışılan faaliyetlere, çalışmalara ya da kitaplara karşı çalışmalar oluşturulmalı ve Türk mutfağının bölünmez bütünlüğünü de korumak için her zaman yüksek gayret göstermelidir. Türk mutfağını bölmek veya ayrıştırmak isteyenlerin teşebbüslerine ya da çalışmalarına asla sessiz kalmamak ve iki satır yazıyla bile olsa mutfak kültürümüzü bölmek isteyenlere karşı mücadele etmek her zaman için önem arz eder. Bu lazım gelen gayretin en düşük derecesidir. Sayıları az ya da düşük bir gayret gibi gözükse de yüzyıllar sonra bu gayretler kar topu gibi toplanmış büyük bir çığ olacaktır.

Türkiye’nin bir bütün olarak güçlü olması Türk mutfağının da güçlü olması anlamına gelir. Türkiye’nin jeopolitik konumuyla birlikte denizlerini de içeren coğrafi konumunu koruyarak her daim kendi topraklarını muhafaza edebilecek güçte olması; Türk Mutfağının tüm ürünleriyle birlikte hem yöresel yemeklerinin hem de deniz ürünleriyle yapılan yemeklerinin muhafaza edilmesi anlamına gelir. Bu değerlendirmemi sadece Türkiye sınırları açısından düşünmeyiniz. Bu aynı zamanda bugün için tüm dünya genelinde kabul edilen, gelecekte ise kabul edilecek olan tüm yöresel Türk ürünlerinin, yöresel Türk yemeklerinin ve Türk deniz yemeklerinin muhafaza edilebilmesi demektir.

26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan büyük taarruz neticesinde 30 Ağustos’u her yıl Zafer Bayramı olarak kutlamaktayız. Elbette 26 Ağustos 1922’ye kadar Türk milletinin kazandığı tüm zaferlerin de Türk mutfağına önemli katkıları olmuştur. Anadolu’ya son geliş tarihimiz olan 26 Ağustos 1071 tarihli Malazgirt Zaferimizde bu anlamda çok önemlidir. 26 Ağustos’u Türk Mutfağı ve Türk Aşçıları için çok önemli yapan konuları 9 Eylül 2020 tarihinde 26 Ağustos Aşçılar Bayramı, 26-30 Ağustos Türk Mutfağının Zafer Bayramı konulu bildiride detaylıca açıklamıştım. Bu tarihlerde elde ettiğimiz zaferler ulusal mutfak kültürümüz açısından da çok yüksek önemler arz etmektedir. Bu önemli konuları Türk Mutfağı açısından değerlendirerek Türk aşçılarına veya Türk Mutfağı için gelecekte çalışacak olan gençlerimize anlatarak öğretmeli ve tüm bunların önemini kavratmalıyız. Bunun ile ne demek istediğim de gelecekte Türk mutfağı için çalışacak olanlar tarafından çok daha iyi anlaşılacaktır.2

Şimdiye kadar dünyada hiç kimse ve hiçbir eğitim kurumu tarafından Türk mutfak sanatları tarihimizle harmanlanarak değerlendirilmek suretiyle yorumlanmadı. Elbette bunun en önemli nedenleri arasında tarihi konuları ele alanların mutfak sanatları mesleğine uzak oluşu ve mutfak sanatları mesleği ile ilgilenenlerin tarihe çok daha uzak oluşu gibi nedenler en başta yer almaktadır. Sonuç olarak ilgili konuda gösterilecek nedenler her ne olursa olsun şimdiye kadar ele alarak yapmış olduğum tüm çalışmalarla birlikte Türk mutfağının istikbali için yüksek önemler arz etmekte olan tüm değerlendirmelerim; gelecekte Türk Mutfağı için çalışacak olan yeni ve genç nesillerimize bıraktığım manevi bir mirastır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten doğrudan şahsıma emanet olarak bırakılmış olan bu manevi mirası özellikle Türk mutfağı için gelecekte çalışacak olan Türk gençlerine, Türk mutfağının tüm dünyadaki yüksek çıkarları için her zaman hatırlamaları gereken bir emanet olarak bırakıyorum. (Araştırınız ve Okuyunuz: Genç Türk Aşçılarına Hitabe)3

Gelecekte Türk mutfağı için çalışacak olan her bir birey de mutfak kültürümüzle ilgili tarihi konuları birleştirerek değerlendirmesini yapmış olduğum tüm meseleleri okumalı ve bunlar üzerine düşünmelidir. Bu meseleler Güçlü Türkiye’nin Güçlü Türk Mutfağı ve onun kültürünün istikbalde korunabilmesi için bir gerekliliktir.

Ülkemizin en büyük zenginliklerinden biri farklı kültürleri de bünyesinde barındırmasıdır. Özünde birleşerek bütünleşmiş olan tüm farklılıklarımız bizi tüm dünyada Türkiye’nin Türk mutfağı yapan en büyük zenginliğimizdir.

GÜÇLÜ TÜRK MUTFAĞI İÇİN EKONOMİSİYLE VE ORDUSUYLA GÜÇLÜ TÜRKİYE

 

Güçlü Türk Mutfağı için Ekonomisiyle ve Ordusuyla Güçlü Türkiye Ne Demektir?

 

Özetle Güçlü Türkiye, Güçlü Türk Mutfağı demektir. Güçlü bir mutfak kültürü tek başına ne kadar güçlü olursa olsun ait olduğu ülkenin gücüyle doğru orantılıdır. Bu da şu anlama gelir: Ülkelerin mutfak kültürlerinin özgün ve güçlü olması tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Bağlı olduğu ülke zayıfsa, o ülkenin mutfak kültürü de ne kadar güçlü olursa olsun gelecekte zayıflayarak yok olmaya mahkûm kalır. Buna ek olarak: Bir mutfak kültürü bağlı olduğu ülkenin toplumu tarafından gerektiği gibi değer görmez ve bu konuda gerekli eğitim toplum tarafından önemsenmezse; o ülkenin mutfak kültürü, güçlü mutfak kültürü bulunan ülkelerin etkisinde kalmak suretiyle de yok olmaya mahkûm olur. Bu yüzden güçlü Türkiye’nin Türk mutfağının her zaman güçlü olması için güçlü Türkiye şarttır. Elbette güçlü Türk mutfağı için, ekonomisiyle ve ordusuyla güçlü bir Türkiye de olması gereklidir. Ancak yukarıda da belirtmiş olduğum gibi güçlü mutfak kültürlerinin etkisinde kalmamak için, toplumun da kendi ulusal mutfak kültürüne bağlılığı için mutfak sanatları okulları dahil tüm okullardaki eğitim müfredatının kendi mutfak kültürümüzün değerlerine göre şekillendirilmesi şarttır. Bu olmadığı sürece uzun zamandan beri şahit olduğumuz gibi gelecekte Türk mutfağı için çalışması gerekenler yabancı mutfak kültürlerinin etkisinde kalarak başka mutfak kültürleri için çalışırlar. Çünkü onlara okullarda öğretilenler ve özendirilenler başka mutfak kültürlerini kapsamaktadır. Türk mutfağını ilgilendiren temel hususlar ise ciddi anlamda uzun yıllardan beri okullarda ders olarak okutulmamıştır.

Bazı istisnai durumlarda ekonomik açıdan güçlü olan ülkelerde mutfak kültürü olarak herhangi bir ulusal mutfak kültürüne de rastlanmayabilir. Bu ülkelerde genellikle farklı ülkelerin mutfak kültürleri hakimdir. Hatta bu ülkelerin resmî dilleri arasında dünyada önde gelen mutfak kültürlerinin bağlı olduğu ülkelerin dilleri de bulunabilir. Bu durumlar yukarıda ifade etmekte olduklarım konusunda sizleri asla yanıltmasın. Çünkü bunların altında yatan önemli sosyolojik ve tarihi nedenler bulunmaktadır. Ancak bana göre bu ülkelerin ulus olarak binlerce yıla dayanan belli bir kimliklerinin bulunmuyor olması da sözünü ettiğim nedenlerin en başında gösterilebilecek en temel sebeplerden biridir.

Tüm dünyada Türk mutfak kültürünün bekası Türkiye’nin bekasına bağlıdır. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün her anlamda güçlü şekilde korunması Türk Mutfağının bölünmez bütünlüğünün bekası için de hayati önemler arz eder.

Her anlamda güçlü tutularak bütünlüğü her daim korunması gereken Türkiye demek, bütünlüğü her zaman korunacak olan bir Türk mutfağı demektir. Güçlü Türkiye ile birlikte onun Güçlü Türk Mutfağı ayrıca tüm dünyadaki Türki devletlerin mutfak kültürlerinin bekası içinde çok büyük bir önem arz etmektedir. Güçlü Türkiye’nin Güçlü Türk Mutfağı tüm dünyadaki Türki Cumhuriyetlerin de mutfak kültürlerini kapsamaktadır. Bilhassa Türki Cumhuriyetler içerisinde oluşabilecek zayıflıkları gerektiğinde telafi edebilecek güçlü Türkiye; aynı zamanda tüm dünyadaki Türklerin mutfak kültürünü temsil edecek şekilde ulusal mutfağımızı da toparlayarak her zaman diri tutabileceğimiz anlamına gelir.

İşte bu gibi tüm nedenlerden ötürü Türk mutfağını bölerek, ayrıştırarak ya da yozlaştırarak bölünmez bütünlüğünü bozmak isteyenlere fırsat vermemek için her alanda güçlü Türkiye’nin önemi büyüktür. Buna ek olarak: Türk mutfağının yöresel mutfakları Türkiye içinde yaşayan insanların memleketleri üzerinden de gereksiz şekilde yapıcı olmayan rekabetlere konu yapılabilmektedir. Bu durum ne yazık ki nefrete dayanan ayrıştırmalara neden olacak derecede anlayışlarla bile bazı yerlerde ortaya çıkabilmektedir. Buna neden olabilecek anlayışlara engel olabilecek söylemler ve politikalar geliştirmiş olmamız da çok önemlidir.

Türk mutfağı olarak kendi içimizde ve kendi yörelerimizde gerek televizyonlar yoluyla gerekse kitaplar marifetiyle birtakım memleketçilik propagandaları üzerinden yürütülebilen gereksiz rekabetlere asla ihtiyacımız yoktur. Türk mutfağının içinde yayılmaya çalışılan bu yöndeki kara propagandalara televizyonlarda veya kitaplarda belli aralıklarla rastlanabiliyor da olsa; özellikle meslek hayatında bu zararlı anlayışa daha sık rastlamak mümkün olabilir. Buna televizyon veya kitaplardaki yanlış söylemlerde etkendir. Bunun zamanla azaldığını ancak belli yerlerde halen devam etmekte olduğunun da farkında olmalıyız. Bu mesele Türk mutfağının içindeki bütünlüğü için çok önemlidir. Memleketçilik üzerinden yürütülebilecek ayrıştırıcı söylem ve eylemlere karşı her zaman uyanık olmak şarttır. Bunları engelleyebilmek için gereken söylemleri ve politikaları uygulamak gereklidir. Bunlara karşı net duruşumuzu her zaman söylem ve eylemlerimizle ortaya koymamızın yanında bu kara propagandalara eğilim göstererek memleketçilik yapma potansiyeli bulunan tüm insanlara da güçlü birleştirici politikalarımıza dayanan söylemlerimizle örnek olmalıyız.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne yıllardır zarar vermek için çabalayanlar, Türkiye’nin bütünlüğüne kast etmek isteyenler veya gelecekte de kast etmek isteyecek olanlara fırsat verilmemesi her açıdan olduğu gibi Türk Mutfağı için de çok önemli bir meseledir.

Bu yüzden tüm dünyada her açıdan Güçlü bir Türk Mutfağı için her açıdan Güçlü bir Türkiye dememiz şarttır. Sadece güçlü Türkiye demek yetmez onu her alanda doğru politikalarla inşa etmekte gerekir. Çünkü yukarıda da belirtmiş olduğum gibi; her anlamda güçlü inşa edilmiş Güçlü Türkiye demek tüm dünyada aynı zamanda Güçlü Türk Mutfağı anlamına gelecektir. Güçlü Türk Mutfağını ise doğru oluşturulmuş Türk Mutfak Sanatları Eğitim Politikası ile desteklemek gerekir. TMDH ile birlikte Dünya Türk Mutfağı Akademisi, Türk mutfağı doktrini olarak bahsini etmekte olduğum tüm konuların yanı sıra aynı zamanda bir bütün olarak Türk aşçıları için eğitim alanında bünyesinde Türk Mutfak Sanatları Eğitim Politikasını da barındırmaktadır.

Yukarıda bahsini etmekte olduğum konular farklı kulvarlardaymış gibi gözüküyor da olsa, aslında hepsi bir zincirin halkaları gibidir. Bu yüzden farklı kulvarlarda da olsa tüm bunlar bir zincirin halkası gibi doğru politikalarla güçlü şekilde inşa edilmelidir. Bu zincirin halkalarından biri olmadığında ya da sözünü etmekte olduğum bu zincirin halkalarından birisi yanlış uygulamalar sonucunda diğerinden zayıf olduğunda; zinciri oluşturan bütün diğer halkalar da olumsuz etkilenecektir. Buda zinciri genel olarak zayıflatır ve kırılmalara neden olur.

 

UKRAYNA’NIN KÖKLÜ BİR MUTFAK KÜLTÜRÜ OLSAYDI NELER OLABİLİRDİ?

Dünya ve insanlık her anlamda zor bir dönemden geçiyor. Özellikle Ukrayna’da son haftalarda yaşananlardan her anlamda herkesin çıkartması gereken dersler bulunmaktadır. Bu konuda derinlemesine analizlerimi yazarak yazının konu bütünlüğünden kopmakta istemiyorum. Ancak meseleyi derinlemesine analiz edebilecek olanlar da burada belirttiklerimle ne demek istediğim konusunda önemli çıkarımları yapacaklardır.

  • Eğer Ukrayna’nın mutfak kültürü bizde olduğu gibi tüm yöreleriyle birlikte kendine özgü zengin ve köklü bir mutfak kültürü olsaydı, bu kültürün maruz kalacağı olası kalıcı işgaller, ilhaklar nelere neden olabilirdi?
  • Bir ülkeyi zayıflatarak belli bölgelerine özerklik veya bağımsızlık verildiğinin söylenmesi ya da başka isimlerle devletlerin ilan edilmesi, birilerince tek taraflı ya da olasılık dahilinde çok yönlü tanınması mutfak kültürü açısında ne gibi sonuçları doğururdu?
  • Buna ek olarak yerel ürünlerle birlikte yemek isimlerinin değiştirilerek olasılık dahilinde yeni tanınan devletlerin resmî dillerinin de değiştirilmesi ne gibi anlamlara gelirdi?
  • Tüm bu soruların cevapları her açıdan değerlendirildiğinde, mutfak isimlerinin de ülke isimlerine göre değiştirilmesi dahil, bu konuyu ilgilendirebilecek tüm detaylı alt konular bir ülkenin mutfak kültürü açısında ne gibi sonuçlar doğurabilir?

Elbette yukarıda sorduğum soruların cevaplarını ilgilendiren tüm hususlar ister istemez ilgili bölgelerdeki yemekleri kapsayan mutfak kültürlerinin komple yeni isimlerle tanınan ülkelere ait olarak ilhak edilmesi anlamına gelirdi. Bunun yanında daha birçok farklı konularda coğrafyaya bağlı olan yöresel ürünlerle birlikte mutfak kültürlerinin ya da yemeklerin el değiştirmesi hatta farklı ülkelere ait isimlerle dünyada tanınması durumu ortaya çıkardı.

Bu konuda yukarıda sormuş olduğum sorulara cevaben yazılabilecek çok yönlü değerlendirmelerim elbette var. Ancak yazının ana konusunun dışına çıkmamak için bu konudaki tüm değerlendirmelerimi mümkün olduğunca özet olarak tutacağım.

Bu konuya değinmişken kısaca son cümleler olarak şunu da belirtmek durumundayım: Ukrayna içerisinde olduğu gibi Rusya içerisinde de mutfak kültürleri değerlendirildiğinde bu ülkelerin yemeklerinde Türk mutfağının önemli etkisine rastlayabilirsiniz. Bu konuyu çok daha iyi anlayabilmek için tarihi araştırmalar yapmanın yanı sıra Türk tarihini de derinlemesine araştırmak önemlidir.

 

SIĞINMACILARIN VE DÜZENSİZ GÖÇMENLERİN TÜRK MUTFAĞINA ETKİLERİ

(SURİYELİ, AFGANİSTANLI, PAKİSTANLI VB. GİBİ)

 

Sığınmacıların Türk Mutfağına Olumsuz Etkileri Nelerdir?

 

Düzensiz Yabancı Göçmenler Türk Mutfağına Gelecekte Nasıl Zarar verebilir?

 

Türk Mutfağının Örtülü İşgali Ne Demektir ve Bunun Anlamı Nedir?

 

Güçlü Türkiye’nin Güçlü Türk Mutfağı için özellikle son 10 yıldan beri ülkemizin mutfak kültürünü oluşturan yörelerimizi olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek göçmen politikaları da büyük önem arz eder. Hatırlayınız… Yukarıda zincirin halkalarından bahsetmiş ve farklı kulvarlarda da olsa her halkanın durumunun zincirin sağlamlığına olan olumlu ya da olumsuz etkilerinin olabileceğini belirtmiştim.

İşte bu mesele de Türk mutfağı için ekonomi veya ordu gibi konularda farklı alanlardaki zincirlerin halkalarından biridir.

Entegrasyon konusunda gerekli süreçlerden ya da eğitimlerden geçmeden oluşabilecek olan düzensiz yoğun göçler veya sığınmacılar kolaylıkla düşünüp anlayabileceğiniz nedenlerden ötürü bulundukları ülkelerde toplumsal açıdan sosyokültürel sorunlara neden olur.

Türkiye’nin demografik yapısını yörelerimizdeki ulusal mutfak kültürümüze ait olan yemeklerimizi dahi etkileyebilecek şekilde değiştirebilecek yabancı nüfusların oluşmasına neden olmak; Türk mutfağına da gelecekte çok büyük zararlar verecektir. Bu zararlar anında hissedilmeyecek bile olsa, gereken önlemler alınmadığında uzun yıllar sonunda Türk mutfak kültüründe kalıcı zararlara sebep olur.

Bizler lokantaların tabelaları dahil yemek menülerinde Türkçe kullanımının artmasını destekleyip sektörümüzü bu yönde teşvik ediyoruz. Hiç şüphesiz bu konuda sektörümüzdeki aşçılarımızla birlikte birçok lokanta işletmecisi geçmişten günümüze kadar önemli çabalar vermiştir.

Yine bizler özellikle Türkçemizin mesleki konuşma dilimiz dahil yemek isimlerinin de Türkçe olarak menülere yazılıp yemek kültürümüzün korunmasında hem fikiriz. Bu konularda önemli ilerlemeler sağlayacak şekilde teşvik edici bilinçlendirme çalışmaları yetersiz de olsa yapılmaktadır. Her zaman gündemde olarak mesleki anlamda Türkçemizin teşvik edilerek kullanımını yaygınlaştıracak çalışmaların da yapılması şarttır. Bu çalışmalar toplumsal bilinçlendirmeye yönelik olabileceği gibi yemek kültürü veya meslekle ilgili sohbetlerimiz esnasında bireysel düzeye indirgenmiş şekilde bile yapılabilir. Bu sohbetler esnasında Türkçemizin dışındaki hatalı kullanımları ya da bilinen doğru Türkçe terimleri karşılıklı şekilde birbirimize hatırlatmak, bireysel bilinçlendirmeyi teşvik etmek toplumsal bilinçlenmeye de büyük katkılar sağlar. Ancak bizler mesleki alanda bu konularda henüz kendi içimizde bile bilinçsizlik ve eğitimsizlikten kaynaklanan sorunlarla baş etmeye çalışıyorken; demografik yapıyla birlikte sosyokültürel yapımıza büyük zararlar veren milyonlarca sığınmacının veya gerekli eğitimi ya da entegrasyonu reddeden yabancı göçmenlerin Türk mutfağına, Türk mutfağının diline dolayısı ile mesleki dilimiz olan Türkçeye verdikleri ya da gelecekte muhtemel verecekleri zararlar asla göz ardı edemeyiz.

Yörelerimizle birlikte, lokantalar dahil her yerde Türk mutfağının menülerindeki yemek isimlerinin doğru Türkçe ile kullanımıyla, mutfak sanatları mesleki dilinin meslektaşlarımız tarafından doğru Türkçe terimlerle konuşulmasıyla ilgili sorunların üstesinden gelebilmek için çalışıp çabalarken; bize önemli külfetler getiren bu sorun Türk mutfağına gelecekte büyük zararlar verecektir.

Sokaklarda dahi görebildiğimiz tutumlarından da anlaşılabileceği üzere, entegrasyonu ve eğitimi genellikle reddedebilen sayısız sığınmacının gelecekte Türk mutfağı açısından da çok büyük külfetler getireceği aşikardır. Sonucu aşikâr olan meselelerle ilgili insancıl çözümlerin ortaya konularak Türk Mutfağının İstikbali için de uygulanması şarttır ve bu bir gerekliliktir.

Özellikle son yıllarda Türkiye’nin Türk Mutfağını oluşturan yörelerimizin belirli bölgelerinde yoğunlaşan yabancı göçmenler, sığınmacılar nedeniyle ortaya çıkmaya başlayan sorunlar burada yer vermiş olduğum hususların önemini ulusal mutfak kültürümüz açısından da çok daha fazla artırmıştır.

Almanya’da bazı bölgelerde hizmet veren lokantalarda Türkçe olarak “Döner” yazılmasına dahi yasaklar getirilebiliyorken ve “Döner” için Almanca karşılık kullanılması buralarda talep edilebiliyorken, son yıllarda neredeyse her yerde insanlarımızın karşısına çıkabilen yabancı tabelalar, menüler veya ilanlar aslında çok uzun yıllar önce alınamayan tedbirlerin bir sonucu olsa gerektir. Bu alınamamış tedbirler her alanda zararlara neden olduğu gibi Türk mutfak kültürüne de kalıcı zararlar vermektedir.

Şehirlerimizle birlikte Türk mutfağını oluşturan yörelerimizin demografik yapısını değiştirerek toplumumuzun sosyokültürel değerlerine olumsuz etkisi bulunan önlenememiş düzensiz göçler, belli bölgelere aşırı yığılmalar da oluşturabilmektedir. Eğer gerekli tedbirler alınmazsa gelecekte milletimize ve gelecek nesillerimize her alanda zorlu sıkıntılar yaşatacak olan bu demografik değişim, Türk mutfak kültürünün zararına olacak olumsuz etkileri de istikbalde meydana çıkartacaktır. İşte bu zorlu sıkıntılar şimdiden Türk mutfak kültürü açısından da değerlendirilmeli ve bahsetmekte olduğum ilgili tüm hususlar dikkate alınmalıdır.

Doğal tarihi sorumluluğumuz gereği: Bizler ulusal mutfak kültürümüzü olumsuz şekilde etkileyebilecek bir tehdidi görmezden asla gelemeyiz ve gelmemeliyiz. Türk mutfak kültürünün geleceğini birinci dereceden tehdit eden bir sorunu görmezden gelmemizi de bizlerden hiç kimse isteyemez. Türk mutfak kültürüne ve yöresel yemek kültürümüze büyük zararlar verebilecek sorunları görmezden gelmemizi beklemekte asla hiç kimsenin hakkı değildir.

Türk mutfağının geleceği için ulusal mutfak kültürümüzün bekasına çok büyük zararlar verebilecek olan konularda gerekenleri söyleyerek fikirlerimizi açıkça belirtmemiz şarttır. Bu konularda Türk mutfağı için de kesin ve net çözümleri düşünüp üretmemiz bir gerekliliktir.

Bilhassa asırlar boyu Türk mutfağına ait olan Hatay şehrimizdeki demografik yapıların bariz şekilde Türk nüfusu aleyhine değişmesi ulusal mutfak kültürümüze şimdiden çok büyük zararlar vermektedir.

Bu durum Türk mutfağının bir parçası olan Hatay mutfağı ve Hataylı Türk aşçıları açısından da asla kabul edilemez. Yine aynı şekilde olasılık dahilinde farklı şehirlere veya bölgelere düzensiz şekilde yoğun göç dalgalarına izin verilmesi ya da bu gibi konularda gerekli önlemlerin alınmaması gelecekte mutfak kültürümüzü her anlamda olumsuz etkileyecektir.

Düzensiz-kontrolsüz olarak aşırı göç akınlarına maruz bırakılan Türk yörelerinin mutfakları için gereken tedbirler alınmazsa, gelecekte ulusal mutfak kültürümüz açısından kalıcı büyük zararların ortaya çıkacağı kesin ve kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımızda durmaktadır.

Düzensiz şekilde yoğunlaşan göçmenlerin her ne kadar sosyokültürel yapıya verecekleri zararlar anlık şekilde kendisini hemen göstermeyecek bile olsa; Türk mutfağının faydasına olacak önlemler alınmaz ise, yıllar sonra düzensiz göçler mutfak kültürümüz açısından da telafisi çok zor olacak olan kalıcı zararları doğuracaktır.

Sosyokültürel yapıya da zarar vererek demografik yapıyı değiştiren düzensiz göçmen sorununa çözüm getirilememesi özellikle Türk mutfağının yöresel yemek kültürünün de her anlamda zararına ve yozlaşmasına neden olacaktır. Bu mesele, Türkiye’de Türk mutfağının ve Türk aşçılarının gelişimini de sekteye uğratabilecek bir sorun olarak gelecekte karşımıza çıkabilir.

TÜRK MUTFAĞININ ÖRTÜLÜ İŞGALİ ANLAMINA GELİR

Entegrasyonu sağlanamamış şekilde gelecekte aşçılık mesleğine yönelebilecek olan yabancı sığınmacılar tarafından yetiştirilebilecek olan topluluklar Türk mutfağının da aleyhinde çalışabilecek organizasyonlara, derneklere veya federasyonlara da dönüşebilirler. Bunlar olasılık dahilinde aşçılık alanında kurabilecekleri tüzel kişiliklerle mutfak sanatları alanında Türk mutfağının aleyhinde kendi yemeklerimizi yozlaştırıcı çalışmalar yapabilirler. Yine bunlar sözünü etmekte olduğum bu yapılarda Türk mutfağının aleyhinde birtakım faaliyetlerde bulunurken, aynı zamanda bulundukları bölgelerin yöresel Türk yemeklerini kendilerine göre değiştirerek ya da farklı şekillerde kendilerine göre uyarlayarak çalışmakta oldukları işletmelerde farklı dillerde anılmasına kadar birçok sorunun oluşmasına da neden olabilirler. Bu durum eğitimi ve entegrasyonu sağlanmamış sığınmacılar tarafından olasılık dahilinde gelecekte Türkiye genelini yoğun şekilde etkileyebilecek derecede yayılırsa, Türk mutfak kültürünün bekası için büyük bir problem oluştur. Buda bir nevi olasılık dahilinde Türk mutfağının örtülü işgali anlamına gelir.

Entegrasyonu ve eğitimi sağlanmamış sığınmacılar ve yine onların eğitimi-entegrasyonu bulunmayan gelecek nesilleri tarafından Türk mutfak kültürü yok olma derecesinde yozlaştırmalara maruz bırakılabilir. Bu olasılıkların da farkında olmak gereklidir.

Yukarıda bahsetmiş olduğum bütün nedenlerden ötürü Türkiye’nin Türk mutfağına da istikbalde zararlar verebilecek olan tüm konularda da önlemler alınmalıdır. Özellikle ulusal mutfak kültürümüz açısından da yıllar sonra ortaya çıkabilecek olan ağır sonuçların önüne şimdiden geçebilecek politikalar, güçlü Türkiye’nin Türk Mutfağının istikbali içinde uygulanmalıdır.

Türk mutfak kültürünün varlığı ve devamlılığı için oluşturulacak olan insani değerlere dayalı politikaları veya söylemleri farklı yerlere kasıtlı şekilde çekmek isteyecek olanlar da elbette her konuda, her dönemde olduğu gibi; bu konuda da böyleleri bugün ve gelecekte de olacaktır. Ancak bunlara asla itibar edilmemelidir. Türk mutfak kültürünün varlığını birinci derecede tehdit edebilecek olan konularda oluşturulacak olan insani temele dayalı politikalarımız ve söylemlerimiz sadece mutfak kültürümüze karşı kasıtlı düşmanlığı bulunanları rahatsız edecektir.

Ulusal mutfak kültürümüzün istikbaldeki varlığı için ürettiğimiz politikalarımızın ve söylemlerimizin Türk mutfağına düşman olanlar tarafından gelecekte farklı yerlere çekilmeye çalışılması elbette bu çevrelerin elindeki tek seçenektir. Bizler Türk mutfağının yozlaştırılmasını engelleyerek varlığını ilelebet devam ettirebilmesi için politika ve söylem geliştiriyorken; Türk mutfağının binlerce yıllık varlığından rahatsız olanlar da bu çalışmalarımızı engelleyebilmek için konuları farklı yerlere çekmeyi elbette isteyeceklerdir. Onlara asla aşırı tepkiler verilmemelidir. Onlar da kendilerince asla muvaffak olamayacakları görevlerini yapmaktadırlar. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de bizi engelleyebilmek için her fırsatı kollayarak doğal görevlerini yapmaya çalışacaklar ama yine başarısız olacaklardır.

Türk mutfağına veya içinde ‘Türk’ olan her şeye düşman olanlara her zaman akıl ve bilimle gerekli cevapları vermek gerekir.

Akıl ve bilimle oluşturduğumuz politika ve söylemlerimize, Türk mutfağının varlığını kabul etmek istemeyenler ancak hamasi karşılıklar vereceklerdir. Bunlarla uzun uzun tartışmalara girişmeyiniz, zira bu zaman kaybıdır. Eğer ellerinde varsa, itibar edilebilecek tarihi temeli olan kaynaklarının neler olduğunu onlara sorunuz. Bu temelde bilimsel tarihi kaynaklara dayanarak yine onlara söyledikleriyle ilgili hangi politikaları akla, bilime ve mantıkla uygun olarak ortaya koyabileceklerini sorunuz.

Bilimden ve tarihi gerçeklikten uzak olarak sadece hamasi söylemlerle meseleleri farklı yerlere çekmek suretiyle Türklerin mutfak kültürünü yok saymak isteyenlere her zaman şunu da sormalısınız: Kendisine özgü güçlü bir kültürü olan Türk milletini tarihten nasıl çıkarttıklarını ve bunu yaptıklarında geriye ne kaldığını da onlara sormalısınız. Bilimsel olarak soracağımız benzeri konulardaki sorulara ilgili çevreler asla bilim ve tarihi gerçeklik temelinde cevaplar veremeyeceklerdir. Bu meselelerle ilgili olabilecek tarihi temeli olan bilimsel sorulara Türk mutfağına düşman olan çevreler ise; bilimden ve tarihi gerçekliklerden uzak kalmış şekilde sadece temelsiz hamasi söylemlerle algılar oluşturmaya yönelik olarak cevaplar verme yollarını tercih edeceklerdir. Genel esaslar çerçevesinden baktığımızda bu çevrelerin varlıklarını sürdürebilmeleri de Türk mutfak kültürünün aleyhinde temelsiz popülist söylemleri dillendirmeleriyle mümkün olabilmektedir. (Örnek: Bknz: Dipnot)4

 

Özellikle Türk mutfağı için çalışacak olan gençlerimiz gelecekte de bunların her zaman farkında olmalıdır.

Güçlü Türk mutfağı için ulusal mutfak kültürümüzün yöresel yemekleriyle birlikte Türk kültürünün yerel örf ve adetlerine zarar verebilme olasılığı çok yüksek olan her meselede evrensel insani değerlere uygun şekilde oluşturacağımız politikaları ve söylemleri de toplumumuzla her fırsatta paylaşmamız şarttır. Bütün bunlar Türk mutfak kültürünün korunarak gelecek nesillere aslında en uygun şekilde aktarılabilmesi için zaruridir.

Farklılıklarımız en büyük zenginliğimizdir. Ancak toplumsal adaletsizlikten kaynaklı şekilde farklılıklar başkalarının farklı renklerini yok edecek düzeylere ulaşırsa ve bazı renkler ayrımcılığa maruz bırakılıp birtakım renklere de adaletsiz şekilde ayrıcalıklar sağlanırsa; o zaman dengesiz ve adil olmayan kültürel bir asimilasyon ortaya çıkartılmış olur. Buda toplumsal barış için tehdit oluşturur. Toplumsal barışı temin edecek adımların atılması ve toplumsal huzursuzluğu giderecek önlemlerin alınması toplumun huzur, barış ve refah içerisinde yaşayabilmesi için gereklidir. Farklı kültürlerin birbiriyle olan entegrasyonu desteklenmelidir. Farklı kültürlerin bir diğerini aşağılayacak hal ve hareketlere girişmemeleri için entegrasyon ve eğitim önemlidir. Ancak nerede olursa olsun kültürlerin başka kültürlerin etkisine adaletsiz şekilde çekilmek suretiyle asimilasyona maruz bırakılmasının da önüne geçmek gerekir.

Uyumu ve entegrasyonu sağlamak bir kenara; Türk milletine, dolayısı ile Türk mutfağına gizli veya açık şekilde düşmanca tutumlar sergileyenlerin her zaman farkında olunması şarttır. Hangi etnik kökenden olursa olsun Türkiye’de Türk mutfağının etrafında bütünleşmek ve birlik olunması gerekir. Ancak son yıllarda görmekteyiz ki iyilikten başka hiçbir şey yapmamış olan Türklerin Türkiye’sinin Türk Mutfağına kasıtlı şekilde saygısızca yaklaşarak düşmanca tavırlar sergileyenlerin sayıları da eğitimden uzak olarak kontrolsüz şekilde artmaktadır. Bu da bize şunu göstermektedir: Türk milletine ve dolayısı ile Türk mutfağına bu tavırları kasten sergileyenler entegrasyondan ziyade farklı niyettedirler. Bu çevrelerin Türk Mutfağına ve kültürümüze verebilecekleri zararlar insancıl çözümlerle mümkün olan en asgari düzeye indirgenmelidir.

Ne Mutlu Türk Mutfağı Diyene!

Tolgahan Gülyiyen

Dünya Türk Mutfağı Akademisi – Türk Mutfağı Diriliş Hareketi

Kurucu Genel Başkanı

seal_of_wtca.pngtmdh_logA.png

DİPNOT

 

 

 

Ek Dosyaları İndir

logologo3wtca1logo tolgahanzg logo


Kıbrıs Girne Tüp Bebek