Sayın Tolgahan Gülyiyen sosyal medya hesabından Sayın Hasan Şahin Kızılcık’a ait olan yazıları ekteki görsellerle birlikte paylaşmıştır. Bu paylaşımda Sayın Tolgahan Gülyiyen Orhun yazıtları üzerinde yazan bazı bölümleri de Göktürkçe-Türkçe olarak alıntılamıştır.

Bu paylaşımın içeriğini kaynaklarıyla birlikte sizlerle paylaşıyoruz.
Güney Yüzü: ”Milleti besleyeyim diye, kuzeyde Oğuz kavmine doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru, güneyde Çine doğru on iki defa büyük ordu sevk ettim,... savaştım. Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim.”
Kuzey Yüzü: “İnsan oğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım.”-Orhun Yazıtları
NEDEN GÖKTÜRKÇE DEĞİLDE TÜRK (LATİN) ALFABESİ..?
28.10.2013
“Kimlerince önümüze, "Atatürk neden Latin Abecesi'ni seçti de Göktürk Abecesi'ni seçmedi?" sorusu getirilmektedir. Yanıtlayalım...

Öncelikle biz kendi abecemiz olan Göktürk Abecesi'ne karşı değiliz. Tersine her Türk tarafından öğrenilmesi gerektiğini, okullarda okutulması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak Atatürk'ün neden başka bir abece değil de Latin Abecesi'ni seçtiği bugün bile tartışılmaktadır. Bunu da kısaca yanıtlayalım... Atatürk'ün yaşadığı dönemde Göktürk Abecesi daha yeni çözümlenmiş, henüz eksik kalan ve çözümlenememiş parçaları kalmıştı. Öyle ki, 1936'da dilbilgisi çözümlenebilmiş, 1939'da kapalı e sesi daha yeni bulunmuştu. O günlerde Göktürk Abecesi'ni almak olanaksızdı. Ayrıca Göktürk Abecesi, uzun zamandır kullanılmadığından, günümüzdeki ses dönüşümleri ile ortaya çıkan seslere uygun damgalar içermemekteydi. Ek olarak, bu damgalarla yad sözcükler yazılamıyordu. O gün için %30'larda olan Türkçe sözcük oranı düşünüldüğünde, bu abeceye geçmek olanaksızlaşıyordu. Ek olarak, o günlerde bu abecenin kökeni açık olarak bilinmiyordu. Türklerin kendi abecesi değil de Soğdaklardan aldıkları bir abece sanılıyordu. Tüm kaynaklar böyle söylüyordu ve bu da doğal olarak Atatürk'ü yanılttı. Elbette bu düşünce ilerleyen yıllarda değişti ama Atatürk'ün bu abecenin Türklerin ulusal abecesi olmadığını sandığına ilişkin notları vardır. Peki neden Latin Abecesi seçildi?

Atatürk'ün yeni abeceye "Latin Alfabesi" değil, "Türk Alfabesi" dediğini biliyoruz. Bunun en büyük nedeni, bu abecenin Türklerin öz abecesi olduğuna inanması idi. Çünkü, Latin Abecesi'ni bulanlar Latinler, demeli Romalılar değildi. Bu abeceyi bulanlar Etrüskler idi. Romalılar Etrüsklerden almışlardı. Etrüsklerin Anadolu'dan İtalya'ya göç eden Turskaların uzantısı olduğunu bilen Atatürk, bu abecenin eski Türk damgalarından değişerek oluştuğunu düşünüyordu. Nitekim, sonrasında elde edilen birçok bilimsel bulgu da Etrüsklerin Türk kökenli olduğunu doğrulamıştır. Bu nedenledir ki, Atatürk bu abeceyi almakta sakınca görmemiştir.

O günlerde bilimin hızla alınabilmesi için bilimin yapıldığı abecenin alınması da mantıklı nedenlerden biridir. Diğer yandan, abece değiştirdiğimiz dönemde SSCB egemenliğinde olan Türkler ile yazı birliği sağlamak için Latin Abecesi'ne geçilmiştir. Konuyla ilgili bir yüksek lisans tezinde şunlar yazmaktadır: "Latin Alfabesi'ne geçiş, 1 Kasım 1928'de gerçekleştirilmiştir. Atatürk'ün bu en mantıklı ve meşru yolu tercih etmesine rağmen, Sovyetler, Türk dünyasında dil ve kültür birliğinin gerçekleşmemesi için idaresinde yaşayan Türklere 1927-1930 yılları arasında Arap Alfabesi yerine Latin alfabesini, Türkiye'nin 1928 harf inkılabını gerçekleştirerek Latin alfabesine geçmesi üzerine Kiril alfabesini kullandırtmıştır." (A. V. Yurchenko, "Genocide Through Destruction of National Culture and Sense of Nationality" Genocide in the USSR; Series 1, No.40, Institute For The Study of the USSR, Munich, 1958, s.13.). Buradan da görüldüğü gibi, yazı devriminin gerçekleştiği sırada SSCB yönetimindeki Türkler de Latin Abecesi kullanıyordu.

Kısacası, Atatürk hem Türkler arasında yazı birliği sağlamak, hem de zaten Türklerin ürünü olduğunu düşündüğü Etrüsklerin Abecesini almak için Latin Abecesi'ni (kendi deyimiyle "Türk Alfabesi"ni) seçmiştir."

Yazan: Hasan Şahin KIZILCIK
GÖKTÜRK ABECESİ BİZİM... 
25.02.2016

"Kimileri, "Göktürk abecesi diye bir şey yok. O Runik abecedir. Bizim değildir, Avrupalılarındır." diyor. Bu kişiler tarih bilmiyor, dilbilim bilmiyor, simgebilim bilmiyor, kazıbilim bilmiyor... Bu kişiler kulaktan dolma olarak batılı üç beş kişinin söylediklerini yineliyor. Gerçek nedir ve bunlar nerede yanılıyor? Açıklayalım...

Avrupa'nın runik yazısı ile bizim Göktürk adını verdiğimiz yazımız ne kadar benzemektedir? Benzerlik, simgelerden çok simgelerin çizim biçimidir. Aynı ses için aynı simgenin kullanılması neredeyse hiç görülmez. Ancak aynı veya benzer simgelerin olduğu da yadsınamaz. Bu simgeler, genelde başka başka sesleri göstermek için kullanılmıştır. Bunun dışında, belirgin biçimde ayrı simgeler de azımsanmayacak kadar çoktur. Ancak her iki yazıyı da okumayı bilmeyen birinin ilk gördüğünde aynı yazı sanması olasıdır.

Öncelikle "Runik yazı" nedir ve "runik" ne demektir, onu açıklayalım. Britanya adasında, Futhark adı verilen, yine İskandinavya'da ve Cermenlerin yaşadığı bölgelerde Göktürk abecesine benzeyen bir takım yazılar bulunmuştur. Bu yazılara, "Runik yazı" deniştir. Runik sözcüğü, eski Almancadaki "rune" (gizli, bilinmeyen) sözcüğünden gelir. Çünkü bu yazılar ilk bulunduklarında kimler tarafından yazıldığı ve ne zaman yazıldığı, orada ne yazdığı bilinmiyordu. Bu yüzden bu ad verildi. Bu durum, bilimde denk gelinen bir durumdur. Nitekim, Röntgen ışınları ilk belirlendiğinde kaynağı bilinmediğinden, "bilinmeyen ışın" anlamında "x ışını" denmişti. Bu durum da ona benzer.

Avrupa'da bulunan runik yazılı nesneler, Özellikle eski geleneklerini sürdüren Kelt topluluklarında MS 19. yy.a değin giderek azalan biçimde kullanılmıştır. Ancak Avrupa'da belirlenmiş en eski yazı benzeri çizimler, yaklaşık 2. yy.a tarihlendirilmiştir. Bu yazıdan çok çizime benzeyen ilk biçimler, yazı denebilecek biçimde, ilk kez 8. yy.da belirlenebilmiştir. 8. yy.dan daha öncesinde Avrupa'da runik yazıya denk gelinmez. Bu yazının ilk çıkış yeri İskandinavya ve Kuzey Almanya'dır. Yazı, Viking saldırıları sırasında, Sakson saldırıları sırasında Britanya'ya taşınmıştır. Latin abecesinden etkilenmiş olduğu, kullanılan simgelerden açıkça bellidir. Eski biçimlerinin de kökeni daha bilinmemektedir. Birden bire ortaya çıkmış gibi görünmektedir. Öncesi ile ilgili belirgin bir bilgi olmaması, bu yazının etkilenmelerle ortaya çıktığı düşüncesini oluşturmaktadır.

Gelelim Göktürk veya Orhun adı verilen abecemize... Bu abecenin adının "Göktürk" veya "Orhun" olması sizi yanıltmasın. İlk geniş çapta bulunan örnekleri Göktürkler döneminden (8. yy.) olması ve yazıtların Orhun Irmağı kıyısında olması nedeniyle bu adlar verilmiştir. En son örnekleri 11. yy'da görülmüş olsa da bu abecenin geçmişi çok daha eskidir. Abecemizin Yenisey başta olmak üzere birçok kurgan alanlarında yazılı yüzden çok nesne vardır. Genellikle birkaç satırı geçmeyen kısa yazılardır bunlar. Tarihlendirme yapıldığında, şimdilik en eskisi M.Ö. 5. yy.dan kalma Esik Kurganı'dır. İki satır yazının yer aldığı bu kurgan, "Altın Elbiseli Adam" diye bilinen yapıtların da bulunduğu kurgan, Kazakistan'da ortaya çıkarılmıştır. Eski Kurganı'nda açıkça yazı biçimini almış olan abecemizin, en az 2500 yıl öncesine dayandığı bilinmektedir. Avrupa'da bulunan en eski yazı örneği ile arasında 13 yy.lık fark vardır. Demeli, bizim atalarımız bu tür yazıyı Avrupalıların atalarından en az 1300 yıl kadar daha önce kullanmaya başlamışlardır. Bu bilim çevrelerince bilinen, bilimsel bir gerçektir.

Bu savları ileri sürenlerin atladığı diğer bir konu da yazının kökeni ile ilgili bilgilerimizdir. Avrupa'daki runik yazının kökeni ile ilgili yeterli bilgi ve bulgu olmadığını belirtmiştik. Ancak Göktürk yazısının kökeni ile ilgili ortaya atılan kuramlardan usa oldukça yatkın olan biri, diğerlerinden belirgin biçimde öne çıkmıştır ve kabul görmüştür. Buna göre, abecemizin kaya çizimlerinden sürev içinde simgeleşerek oluştuğu düşüncesidir. Demeli, atalarımız kayalara çizdikleri gerçek nesnelerin bedizlerini (resimlerini), sürev içinde daha hızlı ve simgesel anlatma gereksinimiyle ayrıntılarını azaltmışlar, birer simgeye dönüştürmüşler. Sürev içinde o simgeler nesneleri değil, seslemleri ve daha sonra da sesleri anlatmak için kullanılır olmuştur. Bu süreç, kayalara çizilen bedizlerden yazıya geçişin göstergelerini, kazıbilimsel kanıtlarını gerektirmektedir. Bu kanıtlar, Servet Somuncuoğlu'nca belgelenmiştir. Saymalıtaş başta olmak üzere Orta Asya'da, dağların doruklarına yakın bölgelerde aranan kaya bedizleri bulunmuş ve belgelenmiştir. Bu çizimlerde, yazıya geçiş görülebilmektedir. Kısacası, yazıyı başkalarından almadıkları, sürev içinde çizimlerden yararlanarak kendilerinin geliştirdikleri belgelidir.

Avrupa'daki runik yazıların ve Orta Asya'daki yazıların benzerliklerinin nedenleri ne olabilir? Bu konuda da bilim bize çok açık bilgiler vermektedir. Bilimcilere göre, ilk topluluklar Afrika'dan çıktıktan sonra Asya'ya yerleşmiş, oradan Okyanusya adalarına ve Avrupa'ya yayılmışlardır. Dolayısıyla uygarlığın ilk beşiği Asya'dır. Asya'dan Avrupa'ya yaklaşık 7-8 bin yıl önce toplu göçlerin olduğu bilinmektedir. O dönemlerde daha yazı tümüyle geliştirilmemiş olsa da tarih boyunca sürekli olarak Asya'dan Avrupa'ya göç olmuştur. Dolayısıyla, Asya'dan bazı simgelerin Avrupa'ya taşınmış olması da doğaldır. Kaldı ki, Avrupa'da bu yazının 8. yy. ile 18. yy. arasında görülmesi, Türklerde ise MÖ 5.yy. ile 11. yy. arasında görülmesi unutulmamalıdır. Avrupa'da bu yazı ilk kez kullanılmadan 400 yıl kadar önce, demeli 4. yy.da Avrupa'ya akınlar düzenlemiş olan Attila'nın Cermen toplulukları ile yakın ilişkiler kurmuş olması gibi etkenler de gözden kaçırılmamalıdır.

Kısacası, adına ne derseniz deyin, Göktürk abecesi diye bildiğimiz bu yazı bizimdir. Atalarımız kendi yaşayışlarından türetmişlerdir. İleri sürüldüğü gibi kimseden almamışlardır. Bu savları ileri sürenlerin asıl amacı, "Türkler yazı üretemeyecek düzeyde, barbar ve uygarlık bilmez bir toplumdu. Savaşmaktan ve yağmalamaktan başka nen bilmezlerdi. Türkler, Müslüman olduktan sonra ancak uygarlık görmüştür." düşüncesini benimsetmektir. Bu yüzden bu tür yalanlara başvurmaktadırlar. Oysa gerçekler açıktır. Güneş balçıkla sıvanmaz..."

Yazan: Hasan Şahin KIZILCIK

KAYNAK: http://www.hskizilcik.com/turkce/dilyazilarim/default.asp?yazi=2016_02_25_gokturk_abecesi_bizim_degil_mi

 

TÜRK MUTFAĞI DİRİLİŞ HAREKETİ

tmdh_logA.png

 

logologo3wtca1logo tolgahanzg logo


Kıbrıs Girne Tüp Bebek