AŞILANMIŞ OLMAMIZA RAĞMEN BİLE KEYFİMİZE BAKAMIYORUZ İŞTE BAZI NEDENLERİ

Aziz Türk Milletinin bir ferdi olarak;

Turizm bakanlığı tarafından “Enjoy, i am vaccinated.” söylemi ile insanları aşağılayan, ülkemizi ise itibarsızlaştıran o çirkin reklam filmi esasen hiçte küçümsenerek birkaç günde unutulabilecek bir skandal değil diye düşünüyorum. Neden mi?

Çünkü hangi görüşten olursak olalım insani anlamda savunduğumuzu söylediğimiz çoğu şeyi bize sorgulatan ve bu anlamda da bizi kendimizle çeliştiren bir hakaret olmuştur o tanıtım filmi dedikleri.  

Değer verdiklerimize düşmanlık edenlere her anlamda önemli kozlar vermiş olan söz konusu çalışmanın bir bakanlık eliyle yapılmış olması da bu anlamda büyük bir skandala sebebiyet vermiştir. Eğer bunun yurt içinde veya yurt dışında ne demek olduğunu ya da ne anlam ifade ettiğini tüm detayları ile yazarak analiz edip daha da açacak olursam, bu meseleden ötürü aziz Türk milletinin bir ferdi olarak hissetmek zorunda bırakıldığım o utancım kat ve kat artacaktır. Elbette bunu her şeyden önce insani anlamda telafi etmeleri gerekenler bu konuda filmi geri çekmekten başka adımlar atarak en azından bazı açıklamalarda yapmalıydılar diye düşünüyorum.

Bugün Sayın Yılmaz Özdil’in sözcü gazetesindeki o son derece haklı görüşlerine yer verdiği köşe yazısını okuduktan sonra insan olarak bir kez daha üzüldüm ve hicap duydum. Sayın Yılmaz Özdil haklı olarak o yazısında bazı sorular sormuş. O soruların en sonuncusu ise şu: “Kendini çok kurnaz sanıyorsun ama turist keriz mi?”

Sayın Özdil’in kaleme aldığı o yazısını, kendilerini turizmci olarak atfeden ve hizmet sektöründe bulunan herkesin anlamaya çalışarak okumaları gereken bir yazı olarak değerlendiriyorum. O yazı her açıdan anlanarak okunmalı, değerlendirilmeli ve yorumlanmalıdır. Sonrasında ise gerçek manada asıl üstlerine alınmaları gerekenlerde Sayın Özdil’in ifade ettiklerinden kendilerine önemli dersler çıkartmalıdırlar diye düşünüyorum.

Sayın Özdil’in 16 Mayıs 2021 tarihli köşe yazısında yer verdikleri aslında bu salgın döneminde turizmciler olarak veya turizm sektöründe çalışanlar olarak bizlerin birtakım öz eleştiriler yapmamız gerektiğini de ortaya koymaktadır.  Her ne kadar o öz eleştirileri yapacakta olsak hiç şüphesiz işinde ehil olmayanların bilirkişi kabul edildikleri yerlerde elimizden gelenlerin sınırlı olabileceği hususu da bir hakikattir. Bu açıdan da değerlendirdiğimizde ise bazılarının değil öz eleştiriye, sıradan yapıcı eleştirilere dahi tahammüllerinin olma ihtimalinin bile son derece düşük olduğu gerçeği ile karşılaşırız.

Sayın Özdil’in o düşünceleriyle beraber sorduğu önemli sorularına yazımın sonuna doğru kendisinden alıntı yaparak değineceğim. O yazıda kendisinin ifade ettikleri liyakat sahibi olan yetkililerce ve turizm yöneticilerince ivedilikle dikkate alınması gereken hakikatlerdir diye düşünüyorum.

Çok değil kısa bir süre önce esnafımız üzerinden sokak lezzetlerimizi dolayısı ile Türk mutfağının bazı yemeklerini aşağılayarak kendi sattığı ton balığını öven bir firmanın kepaze reklamına da şahit olmuştuk.

“Ton mu yesek” diyerek ortaya çıkartılan o reklama “Ton mu yemesek” diyerek çok sert tepkiler vermiştik. Ancak ilk etapta söz konusu firma çirkin reklam filmini geri çekmek yerine kabahatlerini savunan açıklamalar yapmıştı. Firmanın söz konusu savunması özürlerinin kabahatlerinden büyük olduğunu da açıkça gösterir nitelikteydi. Salgında mağdur olanların en başında gelen esnafı ve insanları düşünmeden sadece kendi sattığı ürününü ön plana çıkartıp, kedisinin dışında kalanları ise aşağılayan bir anlayışın neresinden tutarsak tutalım tam bir rezaletti.  Toplumumuzda ve sektörümüzde artarak verilen tepkiler sonrasında her ne kadar geçte olsa o talihsiz reklam filmini geri çekebilmişlerdi.

Elbette bizler o gün verdiğimiz tepkilerde ve kınama açıklamalarında gerekli soruları sormuştuk. Ancak en önemli soru şu idi: Neden ve Nasıl kendi ülkemizde faaliyet gösteren bir firma ülkesinin esnafı üzerinden kendi mutfak kültürünün yemeklerini yabancılarda dahil milyonların izleyebileceği platformlarda aşağılayan bir reklam filmini oluşturarak yayına koysun? Hem de bunu esnafımızın etkilendiği çok ağır bir kriz döneminde neden yapsın? Türkiye’de ve dünyada itibarımızı neden zedelesin? Firmanın sonrasında yaptığı açıklamalardan da anladığımız üzere; bu tarz soruların cevabını ilgililerin verebileceklerini elbette pek sanmıyoruz.

Ton balığı firmasının her açıdan itibarımızı zedeleyen o çirkin reklamından sonra ne yazıktır ki bu sefer de Kültür ve Turizm Bakanlığından asla beklenmeyecek talihsiz bir tanıtım filmi ile karşı karşıya kaldık. Turizm çalışanlarımızla beraber genel olarak insanlarımızı da aşağılayan “Keyfini çıkarın- Ben aşılıyım” reklam filmi ile çok talihsiz bir olaya maalesef bakanlık yetkilileri düzeyinde maruz kalarak şahit olmuş olduk. Böyle bir şeyin bakanlık yetkilileri tarafından yapılabileceği hiç aklımıza gelmezdi. Ama maalesef buda oldu. Her açıdan kültürel değerlerimizi savunmaları gerekenlerin bize reva gördükleri bu durum üzüntümüzü de kat ve kat artırdı. Her ne kadar söz konusu film hemen geri çekilmiş olsa da orada benim gördüğüm Türk insanının yabancılara yaranabilmek adına belki de şimdiye kadar hiç bu kadar aşağılanmamış olduğu idi. Elbette bununla beraber hem yurt içinde hem de yurt dışında gerek ülkemizin gerekse insanlarımızın itibarlarının derinden zedelenmiş olduğu da acı ve üzücü bir gerçek. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında bu konuyu dile getirenlerin verdikleri tepkiler hiçte hafife alınarak görmezden gelinebilecek ya da birkaç günde unutulabilecek cinsten değil.

Yurt içinde ya da yurt dışında insanlarımıza ve ülkemize düşmanlık besleyenler eğer itibarımızı zedelemek için bir reklam filmi yapacak olsaydı, belki turizm bakanlığının verdiği şu tahribat kadar dünya nezdinde önemli bir etki oluşturamazlardı. İnsanların algılarını düşmanımız olduğunu bildiklerimiz bile bu kadar etkileyemezlerdi diye düşünüyorum. Çünkü onların amaçlarının ne olduğunu ve neye hizmet ettikleri zaten tüm dünyaca bilinmektedir. Ancak insanlarımızı son derece aşağılayan ve ülkemizin itibarını da zedelemiş olan böylesi bir reklam filminin bir bakanlık tarafından son derece kötü bir şekilde oluşturulup servis edilmesinin dünyamızdaki insan hakları savunucuları nezdinde büyük bir infiale yol açtığı da yüzleşmemiz gereken bir diğer acı gerçeğimiz olmuştur. Maalesef bu durum bizlere düşmanlık besleyenler ve fırsatını bulduklarında insanlarımızı, değerlerimizi aşağılamak isteyenlere ise her açıdan fırsatlar verdi. Bu çalışma eğer bir bakanlık tarafından değil de başkalarınca yapılmış olsaydı, değerlerimizi aşağılamak için ellerinden gelenleri yapanların insanımızı ve ülkemizi hedef alarak söylediklerine karşı sessiz kalmak yerine gerekli cevapları da verebilir gerekirse tezler oluşturabilirdik. Ancak ne yazıktır ki bizi son derece aşağılayan bu tanıtım filminin değerlerimizi savunmaları gerekenlerce ortaya çıkartılmış olması Türk insanına dünya nezdinde büyük zarar vermiştir ve itibarımızı zedelemiştir. Bu konuda sorumluluğu bulunanların ya da buna onay verenlerin böyle bir reklam filminin bu denli bir infiale yol açacağını kestirememiş olmaları da ayrı bir konudur. Bu filmin hazırlanmasından ve yayınlanmasında sorumlu olanların kim ya da kimler olduğu kamuoyu nezdinde belki bilinmez. Ancak bu skandal filmi yapanların ülkemiz ve insanlarımız için bir daha ki sefer yapılacak olan olası tanıtım filminin hazırlanması sürecinden uzak tutulmaları gerektiği bariz şekilde görülmektedir.

Filmi izleyen insanlar da Kültür ve Turizm bakanına yaptıkları istifa çağrılarına değinecek olursam onlara karşı da söyleyebilecek tek kelime dahi bulamıyorum. Çünkü çağrılarında hiçte haksız değiller diye düşünüyorum. Bu konuda o insanların haklı olarak savunduklarının aksini maalesef ifade edemeyeceğim. Turizm konusunda geçmişte yapılan çok daha yerinde profesyonel tanıtım filmlerini hatırlarken kendi kendime üzüntülü bir şekilde nereden nereye diye söylenmeden de geçemiyorum.

Turizm açısından meseleyle ilgili çok önemli olan diğer bir konudan da Sayın Yılmaz Özdil kendi köşesinde bahsetmiş. Sayın Yılmaz Özdil turizmci değil. Buna rağmen turizm konusunda her anlamda stratejiler üreterek ilgili konularda düşünmeleri gerekenleri ilgilendiren önemli bir konuya değinmiş.

Salgın koşullarında turizm sezonunu açan Yunanistan ve İspanya’dan örnekler veren Sayın Yılmaz Özdil, bu ülkelere giden turistlerden istenen aşı veya test zorunluluğu gibi konuların neleri kapsadığını da ayrıntılı bir şekilde köşe yazısında belirtmiş.

Bu ülkelere kıyasla Türkiye’ye gelen turistlerden ise hiçbir test ya da aşı belgesinin istenmiyor olmasını bilimde asla sağlam temellere dayalı bir şekilde açıklayamaz. Sayın Özdil söz konusu çelişkilerin bizi karşı karşıya bıraktığı durumu yazısında özetlemiş. O satırlara kendisinden alıntılayarak aşağıda yer vereceğim. Kendisi bana göre o haklı düşüncelerini de gayet yerinde sorular sorarak açıklamış.

Yılmaz Özdil: “Kendinizi yabancı turistlerin yerine koyun lütfen… Havuza aşılı garsonla mı gireceksiniz, yoksa otelde sizinle beraber kalan binlerce aşısız, testsiz, maskesiz yabancı turistle mi? Açık büfede aşılı pilotla mı yemek yiyeceksiniz, yoksa otelde sizinle beraber kalan binlerce aşısız, testsiz, maskesiz yabancı turistle mi? Plajda tuvaleti mesela, sizden önce aşılı aşçı mı kullanmış olacak, yoksa oteldeki binlerce aşısız, testsiz yabancı turist mi?

Şezlongda sizden önce aşılı resepsiyon görevlisi mi yatmış olacak, yoksa oteldeki aşısız, testsiz yabancı turist mi? Animatör seyretmek için aşılı bahçıvanla mı yan yana oturacaksınız, yoksa oteldeki binlerce aşısız, testsiz, maskesiz yabancı turistle mi? Asansörü? Spor salonunu? Saunayı? İşte bu yüzden, Yunanistan, İspanya gibi ülkeler turistten aşı ve test istiyor, turistten aşı ve test istediğini özellikle belirtiyor. Çünkü turist personelden endişe etmiyor, otelde birlikte kalacağı binlerce insanın hastalık taşıyıp taşımadığından endişe ediyor. Üstelik ortalama zekaya sahip her turist anlıyor ki; turistten aşı belgesi isteyen, kendi personelini elbette çoktan aşılamıştır. Peki bizimkiler ne yapıyor? Personeli aşıladık diyor, Turistlerden hiçbir şey istemiyor. E, bu durumda istersen kolundan şırıngayla servis yap… Kendini çok kurnaz sanıyorsun ama turist keriz mi?” 

Sayın Yılmaz Özdil’in son derece haklı sorular sorarak ifade ettiklerini okuduktan sonra yukarıda da belirttiğim gibi üzülmemek ya da hicap duymamak elde değil, elimde değil.

Üzüldüm çünkü bunları düşünmesi gereken konumlarda bulunanların maalesef turizmimizle ilgili olarak gerek bu konularda gerekse diğer ülkelerle rekabet anlamında üstünlük sağlayacağımız stratejik analizlere dayalı çalışmaları yapmadığı veya yapamadığı gerçeği ile karşı karşıya kaldım.

Hicap duydum çünkü turizmde eğitimli olanlarımız dahil turizm habercisi, gazetecisi, şef aşçısından tutunuzda bu alanlarda sözde köşe yazarı unvanları bulunarak ilgili ilgisiz konularda bile konuşanların gıklarının çıkmadığına şahit oldum. Toplum nezdinde bazı unvanlarını kasılarak söyleyenler asıl üzerine konuşmaları gerekenler söz konusu olunca maalesef ortada yoklar. Buda şu anlamı taşıyabilir: Eğer ortada toplumun genelinde infial uyandıracak şekilde bir şeye zarar veriliyorsa ya da bir konuda yapılan haksızlıklar var ise, bunları dile getiremeyenler de o meselelerde sorumluluk sahibidirler. Çünkü bazıları kartvizit olarak taşıdıkları unvanlarının getirdiği sorumluluklarının temel gereklilikleri olan asli görevlerini gerektiği şekilde toplum nezdinde yerine getirmek yerine şahsi menfaat gözetmektedirler.

Umarım ki tüm dünyada zor dönemlerden geçtiğimiz şu günlerde bile olsa kendi insanımızı, turizmimizi ve turizm çalışanlarımızı yani bizleri sadece kendi ülkesinde değil, uluslararası alanda da her anlamda itibarsızlaştıran böylesi anlayışlara veya çalışmalara bir daha yetkililer tarafından maruz bırakılmayız.

Boyun eğmemenin bir diğer adı olan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum günüm dediği 19 Mayıs vesilesiyle tüm insanlarımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Bu vesile ile TMDH’nin ve WTCA’nın beraber yayımladığı 19 Mayıs kutlaması mesajını da bu yazımın sonunda sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum günüm dediği 19 Mayıs kutlu olsun. Atalarımız zorlu mücadeleler vererek imkânsız gibi görülen şartlar altında bile inançlarını asla yitirmeden nice zaferler kazanmışlar ve bu günlere gelmemize vesile olmuşlardır. Bunları her zaman bilmek ve hatırlamak ahde vefanın getirdiği önemli bir sorumluluktur. Kutsal bildiğimiz tüm değerlerimizi ve beraberinde çiğnenmek istenmiş olan onurumuzu hiç kimseye boyun eğmeden kurtarabilme başarısında pay sahibi olan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün geçmiş ecdadımızı saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. Yüce Allah'tan hepsine bugün 19 Mayıs vesilesi ile bir kez daha rahmet diliyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.”

En Derin Saygı ve Sevgilerimle

Tolgahan Gülyiyen

logo-tolgahan.jpg

KONUYLA İLGİLİ OLABİLECEK ARŞİV BAĞLANTILARI

TURİZM BAKANLIĞINDAN AŞAĞILAYAN REKLAM FİLMİ

ENJOY, İ'M VACCİNATED-YILMAZ ÖZDİL-SÖZCÜ

DARDANEL FİRMASININ TÜRK MUTFAĞINA HAKARET İÇERİKLİ REKLAMI

DARDANEL FİRMASININ KABAHATİ, BAHANESİNDEN BÜYÜKTÜR

NE YERİDİR, NE DE ZAMANI

ÇİRKİN REKLAM TEPKİLER ÜZERİNE KALDIRILDI

logologo3wtca1logo tolgahanzg logo


Kıbrıs Girne Tüp Bebek