MUTFAĞIMIZDAKİ KURU KALABALIKLAR

Liderimiz şef Tolgahan Gülyiyen aşağıda yer alan 13 farklı konu başlıklarıyla değerlendirdiğimiz bir dizi açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamaların muhataplarının kim veya kimler olduğunu kendisi yazısının içerisinde açıklamıştır.  İlgili açıklamaların bütünü her anlamda Türk mutfağı için bir durum analizi niteliğindedir.

 KONU BAŞLIKLARI;

1-BAZILARI ÇOK SABIRSIZ

2-DESTEK OLMAK İSTEYENLERE

3-ÖNCE SAMİMİ OL

4-İSİM VER İSİM

5-BİZ BU GEMİYİ FIRTINALARA DA SOKACAĞIZ

6-SADECE İZLEYECEKSİNİZ ÖYLE Mİ?

7-NEREDE O CAMİA VE NEREDE O AŞÇILIK KURUMLARI

(Kuru kalabalıksınız dediğimde kızıyorsunuz, Ancak gerçek bu…)

8-DAVA İSE İŞTE SİZE DAVA… AMA SÖZDE DEĞİL ÖZDE BİR DAVA…

9-EDİRNE’DEN HAKKÂRİ’YE KADAR YUNAN YOĞURDU YAZILDI

(Hangi birinizin haberi oldu?)

10-EĞER SİZ SUSMASAYDINIZ

11-AHKÂM KESİYOR DİYENLERE

12-ORTAYA ATTIĞIM TEZLERİ HİÇBİR ZAMAN ÇÜRÜTEMEYECEKLER

13-‘BİLMİYORUM’ DEMEK BİLE ERDEMDİR

 

Sayın Tolgahan Gülyiyen’in bizzat kaleme aldığı yazı dizisini sizlerle paylaşıyoruz.

 

MUTFAĞIMIZDAKİ KURU KALABALIKLAR

 

Aşağıda dile getirdiğim hususlarda gıkları dahi çıkmayan ancak Türk mutfağını ve Osmanlı mutfağını kendi deyimleriyle 40 yıldır temsil ettiğini sananlara sesleniyorum…

En alttan en tepeye kadar camiamızda bulunanlara… Ben aşçıyım, şefim, başkanım, müdürüm akademisyenim, öğretmenim, öğretim görevlisiyim, yemek tarihçisiyim, Türk mutfağı uzmanıyım, Osmanlı mutfağı uzmanıyım, danışmanım, gurmeyim, eleştirmenim,  yemek yazarıyım, kitap yazarıyım hem de ödüllüyüm diyenleredir sözlerim.

Hatta mesleğimizle ilgili bölümleri bulunan üniversite rektörleri dahi bu yazının muhatabıdır…

Kısacası sözüm üstüne alınan ve tarafı gerçekten Türk mutfağı olan herkesedir. İsteyen herkes ülke mutfağımız adına bu yazıdan kendine olumlu bir pay çıkartabilir. İsteyende sadece olumsuz kısımları kendine alır ve kendisini eleştirdiğimi zanneder. Ancak bunlar asla eleştiri değil. Olumsuz gibi algıladıkları kısımlardan bile kendilerine olumlu pay çıkartabilenlere ne mutlu…

Ayrıca bunu camiaya veya meslektaşlarımıza sitem gibide kimse algılamasın. Aksine burada yazdıklarım herkes açısından Türk mutfağının geleceği adına bir durum raporu sayılır. Daha doğrusu camia içinde yer alan sizlerin bizi Türk mutfağı olarak getirdiğiniz durumu özetliyorum diyelim. Ya da Türk mutfağını soktuğunuz durumu görebilmeniz için sizlere bir ayna tutuyorum da diyebiliriz. Elbette ayrımız gayrımız yok ancak bazı şeyleri daha iyi anlayabilmeniz adına “sizin durumunuz” diyorum. Yoksa durum benimde zaten 26 Ağustos 2009’dan beri bildiğim kendimi de dâhil ettiğim durumumuzdur. Bizim durumumuzdur. Tabi ki o duruma artık açık olarak müdahil olan ve sizin 7 Ocak 2020’den beri bildiğiniz Türk mutfağı için oyun kuran ve oyunbozan TMDH gibi bir faktör var. İşte uzun yıllardır içinde bulunduğumuz durumlar karşısında Türk mutfağına yapılmak istenenlere sessiz ve kayıtsız kalınırken şahsıma düşen ne ise ben 26 Ağustos 2009’dan beri onu yapmaktayım.

Makam ve mevki ihtiraslarıyla hareket edenlerin Türk mutfağını ne durumlara getirdiğinin analizidir tüm burada yer verdiklerim. Yoksa aşağıda ifade ettiklerim asla bir sitem veya şikâyet kesinlikle değildir. Keza ne şikâyet etmek ne de sitem etme huyum vardır. Aksine konuşulmayanları konuşup, yazılmayanları yazanım ve yine yapılmayan çalışmaları yapanım, yapılmasına ön ayak olanım tıpkı öğretmenim şehit şefim Zeki Gülyiyen gibi… Biz kendi göbek bağımızı her şart ve ahval altında bizzat kendimiz kesenleriz. Şu halde sitem etmek olsaydı amaç göbek bağımızı kestiğimiz o bıçağı elimize zaten almazdık.

 

BAZILARI ÇOK SABIRSIZ

Bazıları çok aceleci…

Oysaki sabır ne güzel şey…

Bazıları hiç durmadan koşmaya çok meraklı. Oysaki hiç kimse durmadan engelli bayrak koşusunu tamamlayamaz. Yeri geldiğinde durmak gerekir ve bayrağı hakkıyla yere düşürmeden teslim de etmek şarttır. O bayrak düşerse her şey düşer.

Efendiler! Biz engelli bayrak koşusu koşuyoruz. O bayrak 7 Ocak 2009 tarihinde yere düştüğünde her şey bitti demedik. Yerden o bayrağı aldık yine göndere çekip koşuya devam ettik. Tek gayemiz: O engelleri aşıp bayrağı zamanı geldiğinde bu sefer yere düşürülmesine fırsat vermeden gerçekten hak edenlere bırakmaktır, bırakabilmektir. Bayrağı bizden devir alacak olanlarda onu koruyarak yere düşürmeden çok daha ötelere götürmekle mükelleftirler. Kişisel çıkar gütmekten ziyade Türk mutfağını kendilerinden çok daha önemli görmelidir bizim bayrağımızı taşıyacak olanlar. İşte o yüzden böylesi ağır bir sorumluluğu herkes üstlenemez. Kişisel çıkarlarıyla Türk mutfağını ayırmak ve o şekilde çalışmalar yürütmek herkesin üstesinden gelebileceği bir şey değildir.


Çoğu zaman yaş sadece bir rakamdan ibarettir.
Yaş hiç kimseyi tecrübe ve bilgi sahibi yapmaz ama yaşadıklarınız yapar. Araştırıp okuduklarınız, düşünüp sorguladıklarınız sizi bilgi sahibi de yapar, yerine göre tecrübe sahibi de yapar. Tecrübe sadece yaşayarak değil bilgi ile de kazanılır.

Öngörülü olmak için en önemli şey bilgiyle elde edilen tecrübedir. Ocakta pişirdiğiniz bir yemeğin hangi şartlar altında taşacağını veya yanacağını bilmenize rağmen bunu tecrübe ederek anlamaya çalışmak zaman kaybıdır, israftır. O israfı öngörebilecek bilginiz varken bunu tecrübe etmeye çalışmanın anlamı yoktur. Şu halde bizim zaman kaybına bile isteye asla rızamız olamaz.

Peki, bilgi ile tecrübe yeterli mi? Asla yetmez. Öngörü sahibi olmak gerekir. Öngörülü ve ileri görüşlü olmak sadece tecrübeyle olmaz, bilgi ile analizler ile düşünerek sorgulamayla olur. Hatta bilgi en önemli tecrübede olsa işlenip analize tabi tutulmadığı sürece hamdır. Yani o bilgiyi istenen kıvamda pişirmeniz gerekir. Hiç okul okumamış ancak yaşayarak tecrübe edinmiş olanların aslında bilgilerinden yararlanırsınız. Onlar size verdiği bilgileri ile aslında tecrübelerini size aktarırlar. Onlar deneme yanılma ile tecrübe edinirler. Aslında edindikleri yine bilgidir. Ama işlenmesi gereken ham bilgidir.

Yine bazıları der ki “tecrübe hayatta yediğiniz kazıkların bileşkesidir.” Elbette yanılmadan, hata yapmadan da bazı şeyler öğrenilmez. Hata yapmaktan korkmamalı, ancak hata yaptığını da insan kabul edebilmeli. Ben diyorum ki: Tecrübe ve bilgi o kazıkları çok daha önceden bilmeyi gerektirir. Yani kazıkları yemeden önce bilmeniz ve farkında olmanız lazım.  Şu halde öngörüsüz olan işlenmemiş bilgi ve tecrübeler her zaman eksiktir. İşte bizim Türk mutfağı için yaptığımızda 26 Ağustos 2009 ve 2010’dan beri öngörülü olarak mutfak kültürümüzün varlığına uzanan elleri kırmaktır. Türk mutfağına saldıranlara karşı savunma mekanizmasını işletmektir. Bu savunma mekanizması insanların sosyal medya ağlarında verdiği tepkilerle değil, federasyonların kendi aralarındaki kısır kavgalarıyla değil… Bilakis bilimsel ve tarihi veriler ışığında akademik şekilde işlemelidir. Türk mutfağına ve Osmanlı mutfağına saldıranlar 29 Ocak 2021 tarihinde bir şey daha öğrendi. Onların mutfağımıza saldırmadan önce aşmaları gereken engeller önce yazılı tarihimizdir. Yok, saymaya çalıştıkları kaynaklarımızdır, arşivlerimizdir. Tarihimizi aştıklarını sandıklarında bilimsel dayanağı olan tezlerimizi aşamayacaklar. Ne yaparlarsa yapsınlar oluşturduğumuz tezleri çürütemeyecekler. Çünkü bilginin ışığı her yerden içeri girer hatta kendini görmek istemeyen kapalı gözlerden bile sızar…

Peki, işimiz sadece savunma yapmak mı? Elbette ki hayır… Türk milleti özellikle içerde mutfak kültürü üzerinden de savaş vermektedir. Bazen savaşlar fiili olmaz ilmi olur. Bizim savaşımızda ilmidir. Bu savaşın en önemli cephesi yurt içindedir. Birliği tesis ederek içimizdeki düşmanların kimler olduğunu bilmeliyiz. Bazen o düşmanlar yetki ve makam sahibi olanlar arasında olabilir. İşte o yüzden Türk mutfağına saldıranların kimleri övdüklerine bakmalıyız. Dışarıda bizi kötü algılatanlar kimler, dışarıya bizi şikâyet edenler kimler? Sözde içimizden birisi Avrupa'da veya dışarıda bir başarı kazandığında Türk şeflerine veya mutfağına karşı hakaretvari söz söyleyenler kimler? Bunları düşünüp sessiz kalmamalıyız, kayıtsız hiç kalmamalıyız. İşte o yüzden biz Türk mutfağına saldıranlara karşı sadece savunma yapmayacağız aksine onlara karşı ilimle, bilimle, tarihimizle ve tezlerimizle saldırgan olacağız. Onları tezlerimizle, tarihimizle fikir ve düşüncelerimizle her anlamda bozguna uğratacağız.


Bazılarının belki sadece yaşı var, belki tecrübeleri var, belki bilgileri de var, ancak hiç sabırları yok...

Bazılarının makamları var, paraları var, kendilerine göre güçleri var ama gözleri olmasına rağmen görmüyor, kulakları olmasına rağmen duymuyorlar…

Bazıları gerçekten çok az okuyor ve çok az düşünüyor… Onlar gün sonunda maddi olarak ne kazandıklarıyla çok daha fazla ilgileniyor.

Yaşları, hatta tecrübeleri olsa ne çıkar. Onlar kendileriyle çelişecek derecede sabırsızlar…
Oysaki elden geldiğince sabır ne güzel şey...

Oysaki şartlar ne olursa olsun hep tutarlı olmak en güzel şey...

Kişi kendini yenilemeli, geliştirmeli ancak bunu yaparken bile hep savunduklarıyla tutarlı olabilmelidir. Bizim Türk mutfağı olarak tutarlı milli bir duruşa ve şuura ihtiyacımız vardı. Bu duruş ve şuur ile eğitilecek Türk mutfağı aşçılarımız, akademisyenlerimiz, yazar ve araştırmacılarımız kısacası gençlerimiz bizi kendi kadim değerlerimize göre ileriye taşıyacaktır. Sonrası gömleğin diğer düğmeleridir. Ancak ilk düğme oluşturduğumuz Türk mutfağı doktrinimizdir. O ilk düğme düzgün iliklenmediği müddetçe Türk mutfağı yıllardır olduğu gibi her taraftan saldırılara maruz kalacaktır. Ancak müsterih olunuz. Bu saldırılara karşı ilmi olarak savunma yaptığımız gibi yine ilmi olarak bize saldıranlara ve onları destekleyenlere bizde karşılık vereceğiz. Bundan sonra çoğunun Türk mutfağını hedef alarak yaptıkları asla yanlarına kâr kalmayacaktır.

DESTEK OLMAK İSTEYENLERE

Bana destek olmak isteyenler “sana destek olalım” diyenler: Benim kimsenin hiç bir faninin desteğine Allah’a şükür 7 Ocak 2009’dan beri ihtiyacım yok. Ben 7 Ocak 2009’dan beri doğru bildiğimden asla dönmedim, dönmeyeceğim. Kendimi bildiğim günden beri bana Allah’tan başka yardımcı ve destekçi asla gerekmedi. Bunu fani kullar bilmese veya fani kul kısmı içinden çok azınız bilse bile her şeye gücü yeten arkadaşımın bilmesi benim için kâfidir.

Ayrıca bu gün mü destek olmak aklınıza geliyor. Yıllardır Türk mutfağına ve Osmanlı mutfağına gerçek anlamda destek olmadınız da benim gibi âciz bir kula mı destek olacaksınız? Neden? Neden sözde savunduğunuz ve değer verdiğinizi söylediğiniz Türk mutfağına değil de şahsıma destek olacaksınız? Şahsıma bir şeyler kazandırmanız, beni bir yerlere getirdiğinizi düşünmeniz veya işinize gelmediğinde de ardımdan bunların dedikodusunu yapacak olmanız mı sizin çıkarınız olacak? Bazıları çiğ et yemeye ne de meraklı.

Destek olacaklarmış… Ne yapacaksınız destek olup? Olur, olmaz kişilere verdiklerinizi mi vereceksiniz?

Boynuma madalyalar mı takacaksınız, içi boş plaketler mi verdirteceksiniz? Yoksa bazı cemiyetler ile özdeşleşmiş olan boyunlarınıza taktığınız tasma tarzındaki madalyalardan mı vereceksiniz? Hatta çok daha ileri gidip değerlerimizle uzaktan yakından bağdaşmayan o tasmayı boynuma takmak mı isteyeceksiniz?  İstemem eksik olsun.

Size göre sizin safınızda yer alırsam bana başka neler vereceksiniz?

2007’de olduğu gibi şahsımı milli takım kaptanı seçtiğinizi hürriyetten de yine duyurtacak mısınız?

Kendi aranızda yaptığınız danışıklı dövüşlerdeki gibi bir takım ödüllere mi layık göreceksiniz?

Önüme çıkmak isteyenleri piyasadan silmeme yardım edecek misiniz?

Birisi önüme çıkmak istediğinde ve düşüncelerinde de gerçekten haklı olduğunda onu da susturarak ekmeği ile oynamaya çalışacak mısınız?

Televizyonlara da çıkartacak mısınız? Belli bir aradan sonra size göre iyice meşhur olduğumda artık bazılarınızı tanımayacağım için “bunu da biz meşhur ettik artık bizi tanımıyor” da diyecek misiniz?

Türk mutfağına hakaret etmiş olan birine dahi verilmiş olan Altın kelebek gibi ödülleri almamı da sağlayacak mısınız? Yoksa her anlamda Türk mutfağı ve onun tüm dünyadaki mutlak menfaatleri dediğim için işinize gelmeyecek miyim?

Etrafımda “Sen şöylesin, sen böylesin” diyen dalkavuklarım da olacak mı?

Peki, şahsıma bunca övgüleri ve ödülleri sunarken olur ya belki bir gün sırf sizle aynı düşünmediğimiz için tekrardan kendi özgür çizgime dönmek istediğimde verdiklerinizden olan şöhreti geri alacak mısınız?

 “Biz seni nasıl çıkarttıysak indirmesini de biliriz…” diyecek misiniz? İstemem eksik olsun.

Sizin hiçbir şeyinizi istemem. Siz bana bu hayatta hiç bir şey veremezsiniz. Verip verebileceğiniz şeylerin benim gözümde değeri kocaman bir hiçtir. Benim ortaya koyduklarım sizin verebileceğiniz her şeyden çok daha değerli ve her anlamda üstündür. Yani demem o ki yukarıda saydıklarım benim nezdimde başarılı olmak değil, sizin esiriniz olmaktır. Ben ise esir olmayı hep reddettim ve bu yüzden sizin desteğinizin esiri olarak bana verebileceklerinizi asla başarı olarak görmüyorum. Gerçek başarı nedir onu bir sonraki yazımda bulacaksınız.

Bana Dünya’yı verseniz, önüme altın tepsi ile al bu da anahtarı deseniz ne fayda… Yolundan ve davasından dönen namerttir…

Evet, bana desteğiniz gerekmez. Bana ne mi gerekir? Gerçekten samimiyet gerekir, cesaret gerekir. Türk mutfağına yapılanları ve reva görülenleri gerçekten düşünüp sorgulamanız gerekir. Türk mutfağına milli bir şuurla sahip çıkmanız ve bunun için kişisel çıkarlarınızı, makamlarınızı bir kenara atabilmeniz gerekir.

Eğer bunları yapamıyorsanız zaten sizin her anlamda bir desteğe ihtiyacınız var demektir

ÖNCE SAMİMİ OL


Gazeteciymiş, sektörel haberciymiş röportaj yapacakmış. Sen zaten biliyorsun tüm gerçekleri o halde önce onları bir yaz. Önce samimi ol…

Bazıları kendilerine yollanmamış yazılarımı dahi sosyal medyadan alıp, beni öven başlıklar atıp sonra çark etmeyi iyi biliyor. Affedersiniz bizim oralarda meşhurdur köçekler, belki onlar bile o kadar dönmüyor. Beni hem öveceksiniz, hem de sonra da işinize gelmeyince haberleri sileceksiniz.  Bazılarınız beni övdünüz diye yanlış olana yanlış demeyecek miydim? Beni överken bir beklenti içine giriyorsanız zaten o beklentilerinizin karşılığını hiçbir zaman bulamayacaksınız.  Dün başka bu gün başka olmayın… Ama çoğunuz hep sustunuz. Ne zaman ki sustuklarınızla ilgili konuşursunuz o zaman benim nezdimde gazeteci veya haberci olarak değer kazanırsınız.

Delilleriyle beraber ifade ettiğim gerçeklerin hangisini yayınlayabileceksiniz, hangisini yayınlayabildiniz?


Hanginizde o cesaret var veya kaç kişide var? Yok denecek kadar çok az… Sektörde bizim gibilerin sayısı ya hiç yok ya da çok az. Ancak sayılarla ilgili bilmeniz gereken bir şey var ise oda şudur: Esasen sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile…

Gazetecisiniz öyle değil mi? Ama karınca bile sizin gösteremediğiniz o cesareti gösterirdi. Karıncalar dahi çoğundan daha merttir ve yüreklidir. En azından karıncanın safı hep bellidir. Ateş sönsün sönmesin, o karınca ateşe su taşımaktan asla vazgeçmez.

İSİM VER İSİM

 Genel anlamda herhangi bir konuyla ilgili olarak bazılarınızın isim vermeden yaptığı imalı sözde tepkilerinizin hiçbir anlamı yok. İsim ver, isim! O ismi her zaman ver. Yürekli ol… O ismi ver ya da hiç konuşma sus! Çünkü öbür türlü hiçbir anlamı yok.

20-21 yaşımdan beri benim yaptığım gibi açık şekilde o isimi veya isimleri ver. Yoksa ne dediğinin, ya da kime ima yolu ile tepki verdiğinin ne önemi var tarih sahnesinde…  

Savunduğunuzu iddia ettikleriniz söz konusu olunca ima yerine isim vermeniz sizi en azından savunduklarınızla ilgili samimi yapar.

BİZ BU GEMİYİ FIRTINALARA DA SOKACAĞIZ

Geçmişten günümüze kadar olduğu gibi bazı imalar ile isimsiz açıklamalarda bulunanlar sadece korkak ve işlerine geldiği gibi gemilerinin rotasını çevirenlerdir. Biz bu gemiyi gerekirse fırtınalara da sokacağız. Eğer bu gemi o fırtınaları atlatamayacak kadar güçsüzse zaten hiç rota belirleyip de yola çıkmasın. Eğer gemi kaptanı oldukları iddialarında bulunanlar her fırtınada dümen kırıp güvenli limanlara ve hatta dahi düşmanlarının limanlarına yanaşıyorlarsa oralara demirliyorlarsa biz kaptanız diye de ortada gezmesinler. Onlar rotayı çoktan şaşırmışlardır. Zaten o gemiyi vardırmaları gereken yeri de asla bulamazlar. Hatta gemideki ahali sözde kaptan olduklarını iddia edenlerin kişisel çıkarlarına hizmet eder de haberi bile olmaz. Türk mutfağına hizmet ettiklerini zannedenler aslında yıllardır bazılarının kişisel çıkarlarına alet olmaktadırlar. Zaten fırtınasız denizde sözde birçoğu kaptandır. Rüzgâr nereden eserse dümeni o tarafa kırarlar.

Siz nelere tepki verdiniz. Ne basit olaylara tepkiler verdiniz. Hem de ne süslü açıklamalarla o tepkileri basın açıklaması diye duyurdunuz. Ancak Türk mutfağına-Osmanlı mutfağına yapılmış olan tarihimizdeki en ağır hakaretlerden birine yine sessiz kaldınız. Kısacası yeri geldi pire için yorgan yaktınız, ancak gözünüzü budaktan sakınmamanız gereken yerlerde hep korktunuz, çekindiniz.

SADECE İZLEYECEKSİNİZ ÖYLE Mİ?

Bazıları bizim değer verdiklerimize, hatta dahi kendimizi bildik bileli yıllarımızı verdiğimiz kutsalımız olan mesleğimize, dolayısı ile Türk mutfağına, Osmanlı mutfağına saldıracaklar sizler ise bazı dünyalık menfaatlerinizi düşünüp susacaksınız. Sadece izleyeceksiniz, bunlarla ilgili 29 Aralık 2020’den beri tek satır yazı yazmayacak, yönettiğiniz veya söz sahibi olduğunuz yerlerde tek satır haber yapmayacaksınız… Yapanlarınızda konuyu gerektiği gibi ele almayacak. Kutsal bildiklerimize hakaret dolu ifadeleri insanlarla paylaşmayacaksınız. Öyle mi?

Yine başında bulunduğunuz ve Türk mutfağını-Osmanlı mutfağını her defasında temsil ettiğini söylediğiniz dernek ya da federasyonlardan tek kişi bunlara en ufak bir tepki vermeyecek öyle mi?

Sonra da ortalıkta biz Türk mutfağı ve Osmanlı mutfağı otoritesiyiz, ustasıyız, biz şöyle başkanız, biz böyle icraatlar yaptık diye dolaşacaksınız. Öyle mi?

Somer Sivrioğlu denen biri milyonlara hitap eden televizyon programlarına çıkacak, sonra başka taraflara gidip sağda solda “Osmanlı zamanında yemeklerde bulaşık deterjanı kullanılıyordu”- “Türk Mutfağı Dünya’da Saygı Gören Bir Mutfak Değil, Dünya’da İlk 10’a dahi giremez. Türk kültürü yazılı kültür değil, konuşma üzerine dayalı bir kültür. Fransızların ilk yemek kaynağı 1500’lere gidiyor. Bizim öyle bir uydurmasyon vardır ya ‘Osmanlı kaynaklarından aldık’ yok öyle bir kaynak !” diyecek ve yine bu kişi televizyonlarda çıkan bildik kişilerce alenen toplum önünde desteklenecek ancak bizimkilerden gık dahi çıkmayacak! Ağzınızı açıp da tek kelime bir söz etmeyeceksiniz öyle mi?

Bunların otorite veya bilirkişi olmadıkları konularda cahilce konuşmalarına müsaade edeceksiniz öyle mi?

O halde niye bazı yerlerde kendi çapınızda biz otoriteyiz, biz başkanız tarzında havalara girerek oturuyorsunuz?

Belli ki ununuzu zaten elemiş, eleğinizi de çoktan duvara asmışsınız. Bırakın kartviziti makamı… Bırakın o zaman ben şöyle başkanım, böyle ustayım, şurada böyle forsum var demeyi. Bırakın kendinize methiyeler dizdirtmeyi… Bırakın kendi kendinizi Türk mutfağına yön veren şefler listesine ekletmeyi… Bunların hepsi ve daha fazlası sizin kişisel menfaatinizle alakalı konular. Siz daha neyi temsil edip etmediğinizin şuurunda bile değilsiniz. Ben ise gerçekten Türk mutfağının menfaati ile alakalı konularda tüm dünya nezdinde ne yaptığınızla ilgileniyorum. İşte o konudaki geçmişinize baktığımda ise kocaman bir hiç görüyorum. Bu güne kadar yaptıklarınızla vardığımız ve geldiğimiz yer burasıysa işte hep ifade ettiğim gibi büyük bir yanılgı içindesiniz. Bu güne kadar yaptıklarınız Türk mutfağının menfaatleriyle alakalı değildi. Sadece gösteriş ve kişisel çıkarlarınızla alakalı konulardı.

NEREDE O CAMİA VE NEREDE O AŞÇILIK KURUMLARI

Kuru kalabalıksınız dediğimde kızıyorsunuz, Ancak gerçek bu…

Türkiye cumhuriyeti makamlarından, mevkilerinden vazgeçebilenler sayesinde kurulmuştur. Kaçınız gerçekten Türk mutfağı ve Osmanlı mutfağı için makam veya mevkilerinden vazgeçebilir? Kaçınız sektörümüzde anıldığınız unvan ve makamlarınızdan sonra sadece isimleri ile bir anlam ifade eder? Kısacası makamın size toplum nezdinde kattıklarının hiçbir önemi yok. Gerçekten önemli olan sizin makamınıza kattıklarınızdır. Bende bunlardan bahsediyorum. İşte o yüzden birçoğu makamdan sonra toplum nezdinde hiç bir şeydir.

Bakın adamlar tüm dünyadaki Türk milletinin gözünün içine baka baka alenen bazı iddialarda bulundu. Bazı kitaplar yazıyorlar. Mutfak kültürümüzün altını oyuyorlar.

Bu kişilerin iddialarını hangi biriniz çürütebildiniz?

Bunlara karşı hangi biriniz bir çalışma hazırladı, tez yayınladı?

Hangi biriniz bu iddialar yalandır, işte delilleri de buradadır diyebilirdiniz?

Hangi biriniz gerçekten Türk mutfağının ihtiyacı olan çalışmalara, projelere sahipsiniz?

Hangi biriniz Türk mutfağının istikbalini politika dâhilinde ele alıyor, gerek yurt içi gerekse yurt dışı olarak?

Nerede kaldı sizin mesleğinize verdiğiniz değer?

Nerede kaldı sizin usta-çırak ilişkisine verdiğiniz değer ve meslek ahlakı anlayışı?

Nerede kaldı sizin Türk mutfağını ve Osmanlı mutfağını temsiliniz?

Nerede kaldı sizin gösterişli makamlarınızın hakkı, federasyon başkanlıklarınız?

Nerede sosyal medya da konuşturtarak reklamını yaptığınız bölge başkanlarınız, kadın kollarınız, gençlik kollarınız?

Nerede İl başkanlarınız, ilçe başkanlarınız?

Nerede kaldı sizin sayısıyla övündüğünüz ve sosyal medyada da zaman zaman gösteriş malzemesi yaptığınız o kalabalığınız, sözde gövde gösteriniz?

Neden bu konularda gerekli hassasiyeti gösterip de iki satır da olsa biriniz dahi tepki vermediniz?

Türk mutfağı ve Osmanlı mutfağı ile ilgili olarak iş lafa gelince sözde “Davamız” ifadesini kullanıyorsunuz. Ancak davamız demekle dava sahibi olunmaz. İş ciddiye binince görmezden gelip kaçıyorsunuz. Çoğunuz gölgesinden dahi korkuyor… Demek ki dava sahibi olabilmeniz için sizin çok fırın ekmek yemeniz lazım.  Demek ki insanlara davamız diye ifade ettiğiniz konularda samimi değilsiniz. Eğer samimi olsaydınız Türk mutfağına ve Osmanlı mutfağına alenen yapılanlar karşısında sessiz kalmazdınız.

 

DAVA İSE İŞTE SİZE DAVA… AMA SÖZDE DEĞİL ÖZDE BİR DAVA…

Yukarıdaki ifadelere duyarsız kalanların davaları nerede kaldı şu halde?

Bu mu sizin davanız? Tepkisiz ve duyarsız kalmaktan ibaret bir dava mı?

Birisi ve birileri sizin davam dediğiniz şeye laf edecek ve sizler böyle tepkisiz mi kalacaksınız?

Kimse kusura bakmayacak ancak sizler dava nedir, ne değildir hiç bilmiyorsunuz…

Nerede kaldı bizim Türk mutfağımızın akademisyenleri, öğretim görevlilerimiz hatta dahi doktor akademik Türk mutfağı şefleri diye zaman zaman ortaya çıkıp boy gösterenler…

Nerede onların Türk mutfağı ile ilgili olarak bu konulardaki akademik çalışmaları veya açıklamaları?

Nerede mesleki Üniversitelerimiz?

Somer Sivrioğlu yukarıdaki ifadeleri kullanıp hepimize karşı bir iddiada bulundu. Türk mutfağına- Osmanlı mutfağına karşı çirkince bir yaklaşım içine girdi. Hakaret etti… Osmanlı kaynaklarını dahi yok saydı… “Türk kültürü yazılı bir kültür değildir” bile dedi ve bunun üzerinden mutfağımıza saldırdı. Hatta “Osmanlı zamanında yemeklerde bulaşık deterjanı kullanılıyordu…” diye alaycı tavırlar ile değerlerimize saldırıldı. Sizler neredeydiniz? Yine bize dokunmayan yılan bin mi yaşasın diyordunuz… Yoksa bir sonraki adımda dümeni nereye kıracağınızı mı düşünüyordunuz. Belki de sponsorların ve hazır yemek reklamlarının peşinden koşmakla meşguldünüz. Belki de tepki vermeyelim gelir kapımızdan oluruz gibi kaygılar içindesiniz. İşte bu yüzden hiçbir zaman Türk mutfağını gerçek anlamda temsil edemediniz. İşte içinde bulunduğunuz bu tarz kaygılarınız yüzünden Türk mutfağının gerçek menfaatlerini asla gözetemediniz.

Hadi camiamızın başında bulunan ve yöneten sözde yöneticiler, sözde başkanlar böylesi ciddi işlerin üstesinden gelecek kabiliyete sahip değiller… Peki, camiamızın en alt tabanı nerede? Onlar başlarındaki bu basiretsiz kişilerin içinde bulundukları gafleti nasıl onaylıyor?

Somer Sivrioğlu 141 sayfalık çalışmamız içinde yer alan ve yine çok iyi tanıdığınız 2 kişi (Vedat Milor ve Mehmet Yalçınkaya) tarafından da desteklendi. Hiç kimsenin gıkı çıkmadı.

 

 

EDİRNE’DEN HAKKÂRİ’YE KADAR YUNAN YOĞURDU YAZILDI

Hangi birinizin haberi oldu?

Hangi biriniz çıkıp da bu kişilerin iddialarını çürütecek bir çalışma hazırladı ve önlerine koydu?

Musa Dağdeviren’in Turkish Cookbook adlı çalışmasında Edirne’den Hakkâri’ye kadar çoğu yöresel yemeğimizde ‘Greek yogurt’ ifadesi bulunuyor. Hatta dönerimiz ve ayranımızda dâhil. Hangi biriniz buna tepki verdi?

Tepki vermek bir kenara Türk milletine alkışlattınız. Sanki içeriğini okumuşsunuz gibi.

Türk mutfağında neredeyse her yemekte kullanılmakta olan yoğurt üzerinden Türk mutfağına karşı kurulan oyunu hangi biriniz bozabildi?

Yine farklı dillere çevrilen bu kitap ile yoğurdumuzu Dünya’ya yunan yoğurdu olarak tanıtan biri için Türk mutfağını temsil ediyor nasıl diyebildiniz? Siz bu The Turkish Cookbook’u bu haliyle örnek gösterip, yurt içinde okumadığınız bir kitap hakkında övgü dolu haberler yaparken gerçeğin farkında mıydınız?

O çalışma üzerinden istikbalde Türk mutfağına karşı oluşturulabilecek olası yerli veya yabancı tezlerin farkında mısınız?

Yoğurdun tarihi ve bilimsel olarak Türk olduğu dünyada bilinen bir gerçekken hangi biriniz bu kitap çalışması içerisinde bu şekilde bir yol izlendiğinin nedenini sorguladı, araştırdı?

Neden bu kitabın bu şekilde düzenlendiği hususunu hangi biriniz anlamaya çalıştı?

Yine hangi biriniz bu konuyla ilgili olarak Türk mutfağının menfaatlerine olacak şekilde istikbale dönük çalışmalar hazırladı?

Hatta hangi biriniz bu çalışmaları masaya koymakla da kalmadı üstüne üstlük muhataplarına da hazırladığı çalışmayı açık olarak iletip onları münazara masasına da çağırdı?

Nerede tüm bunlarla ilgili sizin hazırlığınız? Nerede Davanız? Nerede şahsıma karşı sosyal medya ağlarında övündüğünüz binlerle, on binlerle ifade ettiğiniz o sayılarınız?

Nerede Türk mutfağının geleceği ile ilgili çalışmalarınız?

Hani planınız, programınız ve projeleriniz?

Hani sayılarınıza ve gücünüze güvenip gururlanıyordunuz…

Nerede gerçekten samimi olarak Türk mutfağı diyen neferlerimiz?

Bunca şey varken camiamızdan çıkıp tek bir kişi bile bunlara en ufak tepki vermedi. Ama hala başkan veya yönetici oldukları iddialarındalar, hatta Türk mutfağına yön verdikleri iddialarındalar öyle mi? Birilerine perde arkasından sufleler vermekle Türk mutfağına yön veren şef konumuna kendi kendinizi yükseltemezsiniz. Televizyonlara, belgesellere çıkmakla da o iş olmaz.

EĞER SİZ SUSMASAYDINIZ

Belki de bazıları sektörde gerçekten gazeteci veya haberci olsaydı, Türk mutfağı çok daha başka yerlerde olurdu. Şahsım gibi sıkıntılara maruz bırakılanlar o sıkıntıları hiç yaşamazdı. Eğer siz susmasaydınız ve çoğunuz işgal ettiği o makamların hakkını gerçekten verebilseydi; bu gün mesleğimizin ahlakını ayaklar altına alarak değer verdiklerimize hakaret edenler asla o cesareti kendilerinde bulamazlardı. Evet suçlusunuz. Görevlerinizi kötüye kullandığınız için, görevlerinizin hakkını veremediğiniz için ve hatta en değerli insanlarımızı kendi deyimlerinizle piyasadan sildiğiniz için suçlusunuz. Siz Türk mutfağına nasıl zarar verdiğinizin farkında değilsiniz. Gerçek şu ki bazıları Türk mutfağına karşı tarih önünde hep suçlu olarak kalacak.

Dediğim gibi bunları sitem veya şikâyet değil. Bunlar sadece sizin bizi getirdiğiniz sonuçlardır. Kısacası bunların hepsi içinde bulunduğumuz durumun bir analizidir. Beni bilenler iyi bilir ki şikâyet etmeyi değil sorunlara çözüm üretmeyi severim. İşte bu yüzden yıllardır bu konularda çalışıyoruz. Hatta tüm engelleme çabalarına rağmen kararlılıkla çalışıyoruz.

İşte yukarıda sizlerin cevap veremeyeceğiniz tüm sorulara rahatlıkla cevap verebildiğimiz için aramızda sizin göremediğiniz bir uçurum var. O sorulara ben tek tek cevap verebiliyorum.

Ya bu satırları okuyan sizler. Burada yer alan soruların hangi birine cevap verebileceksiniz?

Bu güne kadar çoğu şahsımı piyasadan sildiğini zannetti. Siz ise onların beni piyasadan silemediğini ve çalışmalarımın sadece bir kısmını 7 Ocak 2020’den beri biliyorsunuz.

Bu gün piyasa dediğiniz o tiyatro sahnesinde Türk mutfağı veya Osmanlı mutfağı diyenlerin en cesaretlileri dahi şahsımın 20 yaşından beri gösterdiği cesareti bazı konularda asla gösteremezler.

Hele rahmetli şehit şefim Zeki Gülyiyen’in yanından bile geçemezler. Kaldı ki onun adını duymaları bile halen bazılarına yetiyor. En cesaretlileriniz isim vermeden açıklamalar yaparak bir şeyler yazıp çizer. Kısacası sadece imalarda bulunurlar. Ancak bizim gibiler ne pahasına olursa olsun tavrını savunduğu değerler çerçevesinde herkese net olarak ifade eder. İsim yazmaktan da asla çekinmedim. Hatta yazdıklarımı doğrudan kendilerine yollattım. Yollatırım. Gelecekte de isim yazmaktan hiç çekinmeyeceğiz ve yine isimlerini yazdıklarımıza çalışmalarımızı açık olarak tebliğ edeceğiz.

AHKÂM KESİYOR DİYENLERE

Dışarıdan ahkâm kesiyor diyenlerde çok iyi bilirler ki ben onların ahkâm sandığı o tutarlı duruşumu 20-21 yaşımdan beri hiçbir şart altında içerde veya dışarda olsun asla bozmadım. Babamı şehit verdiğim o yıl içinde “piyasadan silinirsin” dediklerinde bile bozmadım. “Biz Zeki Gülyiyen’i idare ediyorduk, bir Zeki Gülyiyen daha istemiyoruz.” diyenleri de hiç unutmadım. Tüm zorluklara rağmen rahmetli şefim, öğretmenim Zeki Gülyiyen’in davasından da asla dönmedim. Piyasadan kendilerince adam silebildiğini sananların acizlikleri 7 Ocak 2020’den beri gören, okuyabilen ve anlayabilenler nezdinde ayan beyan ortadadır. Onlar en tepede olduklarını sansalar bile aciz durumdadırlar.

İşte isimlerin hepsi oradalar ve karşısında durduklarımın isimleri her zaman tarafımızdan yazılacaktır. Benim için mevzu bahis Türk mutfağı ve Osmanlı mutfağı ise gerisi teferruattır.

İşte hazırladığımız tezlerle ilgili bilgiler sitemizde var. Hatta daha henüz paylaşmadıklarımızla bizler Türk mutfağına saldıranlara karşı buradayız.

Ya işi sadece gösteriş ve hazır yemek reklamı olanlar neredeler? İşlerine gelmeyenleri piyasadan silenler neredeler?

Ben çoğunuz gibi onların ardından hiç konuşmadım. Tüm fikir ve düşüncelerimi doğrudan muhataplarına ilettim, her zamanda iletirim. Onlar beni görüyor ben onları görüyorum. Hatta onlar beni 7 Ocak 2009’dan beri çok iyi biliyor. Şu halde öküz altında buzağı aramak yerine eğer cesaretleri varsa karşımda bilgi, birikim ve zekâlarıyla yer alsınlar. Ben onlara her anlamda avansta verdim. Argümanlarımı da paylaştım. Ancak hiçbir zaman karşımda fikir belirtemeyecekler. Münazara yapmaktan kaçanlar hep onlar olacak. Onlar sadece zayıfların karşısında kibre kapılarak güçlü olduklarını sanırlar. Onlar işlerini saklı, gizli perde arkasından yürütmeye de çok meraklıdırlar. Onlar bir yerlere birilerinin el vermesiyle, yol vermesiyle başkalarının haklarına girerek gelirler. O konuda iyi ustalar haklarını vermek lazım.



ORTAYA ATTIĞIM TEZLERİ HİÇBİR ZAMAN ÇÜRÜTEMEYECEKLER

Yine onlar ortaya attığım tezleri asla hiçbir zaman çürütmeyecekler. Şu halde bunların bazıları bu güne kadar yaptıkları gibi insanları televizyonlarda eğlendirmeye devam etsinler. Oralara gelinceye kadar ne yapmışlarsa onları yapsınlar, yapmaya devam etsinler. Ancak asla ehil olmadıkları konularda toplum önünde konuşmasınlar. Türk Mutfağının akademik-tarihi ve akademik-siyaseti toplum önünde medyatik olanların alanı asla değil. Onların ilgili konularda ne eğitimi nede birikimleri var. Bu konularda söz söyleyebilmek için nelere ve ne gibi donanımlara ihtiyaçları olduğunu 141 sayfalık çalışma içerisinde kendileri veya meraklıları bulacaktır. Tabi söz konusu Türk mutfağına karşı konuşmak olunca hiç okumadıkları Fransızların 1500’lere giden yazılı kaynaklarını referans olarak alanlara o kadarcık sayfa çok gelebilir. Ancak entelektüel bir anlayış ve düşünce yapısı varsa okurlar, okumalıdırlar diye düşünüyorum.

Şu halde Türk mutfağına alenen saldıranların ehil olmadıkları konularda susmaları Türk mutfağı adına çok daha hayırlıdır. Ehil olmadığınız konularda susunuz, en azından bilmiyorum deyiniz çünkü Türk mutfağı-Osmanlı mutfağı hakkında televizyonlarda ve toplum önünde konuştuğunuzda hatta yazı yazdığınızda bile cehaletiniz her anlamda sizi ele veriyor. Sizi her ne kadar belirli bir kitle alkışlıyor da olsa bu cehaletinizin anlaşılmadığı anlamını asla taşımaz.

‘BİLMİYORUM’ DEMEK BİLE ERDEMDİR

Bazen ‘bilmiyorum’ demek bile bir erdemdir. ‘Bilmiyorum’ demek sizi bilgisiz yapmaz aksine değerli yapar. Ama biliyormuş gibi konuşup aslında hiç bir dayanağı olamadan varsayımlar üzerine konuşmak bu şekilde de insanları yönlendirmek sizi kör cahil yapar. Evet, doğrudur kişi okudukça cahilliğini anlar ve der ki: Ne kadar da bilmediğim şey var. İnsan okudukça cahilleşse de bazıları sadece kör cahiller statüsünde olarak toplum önünde dolaşmaktadırlar. Onlar maalesef ki asla ehil olmadıkları konularda toplum önündeler. Her konuda kulaktan dolma bir fikirleri var ama gerçek anlamda bilgileri hiç yok. Bazı konularda bilmemek asla ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.

Bazıları da söylediklerinin hiç farkında değil. Aymazlık içinde hareket ediyorlar.  Söyledikleri sözlerle veya yazdıkları kitaplarla Türk mutfağına nasıl zararlar verdiklerinin ya gerçekten farkında değiller ya da kasıtlı olarak bunu yapmaktalar.

141 sayfalık çalışma içerisinde adı geçenler(Somer Sivrioğlu-Mehmet Yalçınkaya-Vedat Milor ve Musa Dağdeviren ile The Turkish Cookbook)  bilgi edinmeden Türk mutfağına-Osmanlı mutfağına saldırdığınız için veya tüm bunları kasıtlı olarak yaptığınız için kınandınız ve ayıplandınız. Elbette sizinle beraber size bu konularda destek verenlerde aynı kategoridedir.  

Yine size tepki veremeyenlere diyeceğimi de zaten dedim. Bizler onları kınamıyoruz. Onlara sadece çağrıda bulunuyorum. Kendinizi düzeltin ve eğer gerçek manada Türk mutfağı için davam diyenlerseniz oluşturduğumuz Türk mutfak sanatları doktrinimizi inceleyin. Ne zaman ki bu konularda duyarlı olarak iki satır dahi olsa tepki verecek kıvama gelirsiniz o zaman Türk mutfağına hizmet edenler kategorisinde değerlendirilirsiniz.

Sizden zaten akademik çalışmalar yapmanızı beklemiyoruz, o uzun yıllardır bizim alanlarımızdan sadece biri. Ancak sizden samimiyet içinde duyarlı olmanızı ve hakkını veremediğiniz makamların gerçekten hakkını verebilmenizi Türk mutfağının neferleri olarak talep ediyoruz.


29 Aralık 2020’ye karşılık 29 Ocak 2021 bu konularda ders almak isteyen tüm çevrelere çok şey öğretmiş olmalı. Gelecekte de burada ne demek istediğimin herkes tarafından çok daha iyi anlaşılacağından zerrece şüphem yoktur.

Ne Mutlu Türk Mutfağı Diyene

En Derin Saygılarımla

Tolgahan Gülyiyen

Türk Mutfağı Diriliş Hareketi Lideri

TMDH_4.jpeg

 

logologo3wtca1logo tolgahanzg logo


Kıbrıs Girne Tüp Bebek